Sonunda gezimizin en çok istediğim bölümü gelmişti. Yalan yok, San Franciscoda’yken bile Yosemite Vadisi ve Mammoth Lakes aklımdan çıkmıyordu. Ferguson Yangını nedeniyle hangi yollar kapalı, görüş mesafesi nasıl, uzun pozlama yapabilecek miyim, önceden çalıştığım noktalara gidebilecek miyim gibi sorular kafamın içinde dönüp dönüyordu. Tuğçe içinse durum, Vegas’a giderken dinlenip nefes alabileceğimiz bir yerden öte değildi.

Yosemite Valley Tunnel view
Tunnel View – Yosemite ‘nin en popüler noktası.

Hatta  yangın nedeniyle park kapanmış dediğimde Tuğçe’nin yüzünde çok ince bir tebessüm bile yakalar gibi olmuştum. Ama emin olduğum bir şey vardı ki ne zaman doğa ağırlıklı bir plan yapsak Tuğçe önce bir tereddütle yaklaşır ama oraya gittiğimizde serotonin tavan bir şekilde benden bir adım önde gezerdi. Gerçi bu sefer tereddütlerinin sebebi sanırım son İzlanda seyahatimizde yüz kiloluk ekipmanlarla kilometrelerce ve buz gibi havada yürümek zorunda kalmasının yarattığı travmaydı.

Yosemite Valley vs Ferguson Fire
Parka giriş yaptığımız kapıdaki haritaya göre vadiye giderken kullanacağımız yolun da bir kısmı yangından etkilenmişti.

Hakkını yememem lazım hiç bir zaman tek kelime etmeyip tam tersi hep desteklemiştir ama bu sefer Vegas hevesi o kadar taşmıştı ki önüne ne çıksa yıkıp geçebilirdi. Bu nedenle daha tatilimizin başında olduğumuzu unutmadan enerjimizi verimli kullanıp  yorucu ve vakit kaybettirici hiking rotalarını pas geçerek Yosemite ‘nin can alıcı noktalarını sadece 1 gün içinde gezmemiz gerekiyordu. Bence çok da güzel oldu. Buyurun detaylar aşağıda;

Yosemite Vadisi ve Çevresinde sizi bekleyenler

Yosemite vadisi öyle bir yer ki, gitmeden önceki araştırmalarım, okuduklarım, izlediklerim neticesinde kafamda oluşan imajla, orada gerçekten bulunup görkemli manzara karşısında hissettiklerim arasında çok büyük fark vardı. Fotoğraflar veya videolar sizi buraya kesinlikle hazırlayamaz. Çünkü buradaki doğanın ölçeği kameranın sensörüne sıkıştırabileceğiniz cinsten değil. Sanki birisi tarafından özellikle dizayn edilmiş bir yer. Sim City veya Tycoon oyunlarını oynadıysanız bilirsiniz, şuraya bir şelale koyalım, şurada da bir göl olsun, buradan da şu akarsu aksın, akarsunun yanına bir delta yapalım ki orada da insanlar kamp yapsın, kamptan da şöyle bir patika yapalım, onun da sonuna da düz bir kaya yapalım insanlar tırmansın. Sanki doğal bir tema parkıydı.

Yosemite Valley Tunnel view wide angle
Bölge, fotoğraf konusunda tam bir cennet. Eğer ki ben gibi ışığın en sert geldiği öğlen vakti değil de, gün doğumu veya batımında gelebilirseniz hafıza kartınızı sonuna kadar doldurup eve döneceğinizi garanti edebilirim.

Yosemite Valley lakes

2017 yazında yaptığımız İzlanda gezisi bizim doğa güzellikleri konusundaki çıtamızı inanılmaz yükseğe taşımıştı. İzlanda’dan geldikten sonra maalesef artık dağ taş gezilerinde bir çok kişinin şaşırdığı manzaralara biz boş boş bakar olmuştuk. Eğer ki İzlanda’dan önce burayı ziyaret etmiş olsaydık manzaranın etkileyiciliği ile ilgili cümlelerimi emin olun şu anda bağıra bağıra kuruyor olurdum. Sesimin kısıklığı kesinlikle bundandır yoksa burada sizi mükemmel bir doğa ve çok keyifli saatler bekliyor.

Bölgedeki diğer durağımız olan Mammoth Lakes bölgesini ise Yosemite için planlama yaparken keşfettik. Sadece geceyi geçirmek için kalacağımız bir kasaba olarak düşünürken aslında lokaller tarafından oldukça tercih edilen kayak ve kamping bölgesi olduğunu öğrendik. Doğası tek kelimeyle harikaydı. Ama buraları gerçekten harika yapan sadece doğal güzellikleri değil, kendinizi şehir hayatından ve günlük gerçeklerden soyutlayabilmeniz. Bundaki en büyük etken de her köşe başında olmayan 5 yıldızlı tesisler, göl manzaralı piknik masaları, otoparkta elinde fişle bekleyen değnekçiler gibi her doğa güzelliğini kendisinin önüne geçecek kadar sömüren unsurlar olabilir. Özetle kendinizi buralarda gerçekten de doğanın içinde onun bir parçasıymışsınız gibi hissedip vakit geçirebiliyorsunuz.

Yosemite Valley rock formations

Yosemite Valley Olmsted PointGelelim planlamaya; Yosemite konusunda planlama yapmak beni bir hayli zorlamıştı. Bir kere arazi olarak çok büyüktü, gidilen yollar birbirinden farklı, konaklama alternatifleri arasındaki mesafeler oldukça fazla ve 1 günde gezilemeyeceğini düşündüğüm kadar çok nokta vardı. Ancak gidip gördüğümüzde taşlar yerine oturup aslında korktuğum kadar komplike olmadığını anlamıştım.

Konuyu basitleştirmek adına öncelikle Yosemite Vadisi ve Yosemite Ulusal Parkı kavramlarını açıklamakla başlayayım. Yosemite Ulusal Parkı, California’da bulunan batı Sierra Nevada dağlarıyla beraber sayısız göl, orman, granit kayalıklar ve inanılmaz Alpine manzaralarını barındıran çok büyük bir bölgeye verilen ad aslında. Bir ucundan diğer ucuna ulaşmak için araçla saatlerce yol gitmeniz gerekiyor. Yosemite Vadisi ise buz çağının son döneminde bir buzul tarafından şekillendirilmiş neredeyse 1 km derinliğinde dünyanın üçüncü en yüksek şelalesini de barındıran Yosemite Ulusal Parkının tam ortasında yer alan bir vadi oluşumudur ve sizin de asıl gezeceğiniz yerdir. Yosemite Vadisi dışında da park içerisinde kamp yapabileceğiniz ya da dev sekoya ağaçlarını görebileceğiniz farklı yerler mevcut ama konuyu çok dağıtmak istemiyorsanız verimlilik adına asıl bölge Yosemite Vadisi’dir.

Nerede kalmalıyım?

Bölgede otellerden lüks dağ evlerine, karavandan çadıra kadar çok fazla konaklama seçeneği mevcut. Bu seçeneklerden hangisinin sizin için uygun olduğuna karar vermek için öncelikle burada ne kadar vakit geçirmek istediğiniz önemli. Eğer ki buralara kadar gelmişken ben tüm yürüyüş rotalarını görmek istiyorum, Half Dome’a da tırmanacağım Mirror Lake‘i göreceğim gece de Samanyolu fotoğrafı çekeceğim diyorsanız bu,  burada en azından 2-3 gün kalacağınız anlamına geliyor demektir. Böyle bir durumda kesinlikle vadinin içerisinde bir yerde konaklamalısınız. Neyse ki bu noktada çok fazla seçeneğiniz var. Tabi beklentileriniz öyle yıldızlı oteller seviyesinde olmasın. 🙂 Bu arada önemli bir not; parkın içerisinde bulunan hiç bir tesis ne booking.com ne de hotels.com gibi sitelerde yer alıyor. Aşağıdaki linklerden vadi içerisindeki konaklama seçeneklerine ulaşabilir ve rezervasyon yapabilirsiniz.

https://www.travelyosemite.com/

https://www.yosemite.com 

Yosemite Valley entrance
Araçla giriş ücreti 35 Dolar, 7 gün boyunca istediğiniz gibi giriş-çıkış yapabilirsiniz.

Eğer ki siz de bizim gibi San Francisco’dan yola çıkıp Las Vegas’a gidiyorsanız, zaten yol üstünde olan Yosemite Vadisi’ne mutlaka uğramanız gerektiğini tekrar söyleyeyim. Tabi aynı gün içinde sabah seyahate başlayıp Yosemite ‘yi gezip akşam 1000 km’den fazla bir yol yapmış bir şekilde aklınız ve fikriniz yerinde bir durumda Las Vegas’a ya da nereye gidiyorsanız oraya ulaşamayacağınızı da eklemem gerekli. Bu nedenle arada bir yerde mutlaka 1 gece geçirmeniz gerekiyor. Biz de bu nedenle günümüzü parkta geçirdikten sonra akşam havanın kararmasıyla parkın doğusunda Vegas yolumuz üzerinde bulunan Mammoth Lakes bölgesinde kaldık. Yazının başında da dediğim gibi burada kalmamızdaki asıl amaç ertesi günkü yolu mümkün olduğu kadar kısaltmak böylece Death Valley’i gezdikten sonra makul bir saatte Vegas’a ulaşabilecektik. Sonradan bölgeyi inceledikçe aslında ne kadar doğru bir karar verdiğimizi ve buranın da kesinlikle es geçilmemesi gerektiğini anlamıştık.

Şimdi size günü birlik Yosemite ‘yi nasıl gezdiğimizi anlatayım. Daha doğrusu yarım günde.

Yosemite Vadisi’nde Görmeniz Gerekenler

San Francisco yönünden geliyorsanız eğer 120 numaralı otoyoldan Big Oak Flat Road üzerinden parka gireceksiniz demektir. 3 saatlik yol sonrası giriş kapısına geldiğinizde sağdaki ziyaretçi merkezine uğramak ya da tuvalete girmek için “ohh geldik” diyerek kendinizi dışarıya attığınız anda ilk tokatı “3 saatte bu kadar iklim değişebilir mi?” soruları eşliğinde suratınıza vuran 40 derecelik sıcak havadan yiyorsunuz.

Yosemite Valley signMaalesef park içinde telefonlarımız büyük oranda bırakın 4G yi, EDGE hızında bile çekmediğinden kutup yıldızı ne taraftaydı dur kuzeyi bulmalıyım mırıldanmalarıyla harita okumaya çalışıp ama çok da beceremeyip tam olarak yerimizi tespit edemememiz nedeniyle park girişini gördüğümüzde geldiğimizi zannedip, 1 saat erken varmışız ne de güzel nidalarına müteakip görevliden aslında daha 45 dakika yolumuz kaldığını öğrenmemizle ikinci tokatı da bizim gibi yiyebiliyorsunuz.

Yosemite Valley nature Yosemite Valley Merced River

Vadiye gelene kadar ki yolun çok keyifli olduğunu söyleyebilirim. Her 300-500 metrede bir durup fotoğraf çekmek isteyeceksiniz. Yaklaşık 40 dakikalık bir sürüşten sonra zaten artık yere yani vadinin tabanına indiğinizi anlayacaksınız. Vadiyi ikiye bölen Merced Nehri sağınızda olacak şekilde ilerlerken yol ikiye ayrılıp tek yöne düşüp sizi mecburi sağa döndürecek. Karşı taraftan gelen şerit, vadiyi dönüp dolaşan ve sizin girmek üzere olduğunuz tek yönlü yolun sonu aslında. Yani aynı bir yarış pistiymiş gibi düşünebilirsiniz. Eğer ki bir yeri pas geçerseniz geri dönmek için daireyi tamamlayıp başa dönmeniz gerekli. Bu yüzden yavaş gitmenizi öneririm çünkü yol üstünde onlarca fotoğraf çektirmek ve durmak isteyeceğiniz noktalar olacak.

Tunnel View

Yosemite Valley tunnel viewBurası belki de Yosemite ‘nin en ünlü noktası. Aracınızla bu seyir noktasının önüne kadar yürümek zorunda kalmadan gelebiliyorsunuz. Vadideki turunuza başlamadan önce buraya gelmeniz en mantıklısı. Tek yapmanız gereken vadiye girip yol tek yöne düştüğünde bir kaç km daha ilerleyip Wawona Fresno tabelasını takip ederek vadi yolundan ayrılıp sağa dönmek. Yamacı tırmanır tırmanmaz bir kaç dakika sonra Tunnel View karşınızda olacak. Manzarası kesinlikle inanılmaz.

Glacier Point

Burası da bir diğer ünlü seyir noktası. Aynı şekilde aracınızla herhangi bir yürüyüşe gerek kalmadan önüne kadar gelebiliyorsunuz. Ancak Tunnel View noktasından yola devam ettiğinizde araçla 45-50 dakikalık bir mesafe söz konusu. Sonra bir de aynı yolun dönüşü var tabiki. Yol üstü Yosemite ‘ye uğrayanlar için pek rasyonel bir nokta değil maalesef. Ancak Yosemite ‘de geçirecek fazladan bir gününüz var ise 4 Miles Trail denilen vadinin içerisinde bulunan bir noktadan başlayan  2 saatlik ve orta zorluk derecesindeki yürüyüş rotasıyla da oraya varabilirsiniz.

Merced River

Yosemite Valley Merced river
Merced River üzerinde serinlemek için durabileceğiniz bir çok yer mevcut.

Yosemite vadisini ikiye bölen bu nehir bir çok yerde size serinleyebilmek veya yanına uzanıp muhteşem manzaranın keyfini çıkarmak için fırsat sunuyor. Yanınızda mayonuz var ise bu fırsatı kaçırmayın. Suyun akıntısının çok olmaması ve inanılmaz berraklığıyla 40 derece sıcağın altında kendinizi içine atlamamak için zor tutuyorsunuz gerçekten. Nehir kenarında aracınızı kenara çekebileceğiniz bir çok park noktası mevcut.

Olmsted Point

Yosemite Valley Olmsted River
Half Dome’u buradan da seyredebilirsiniz.

Eğer ki tüm selfieler çekilmiş, Degnan’s Kitchen‘da karnınızı bir güzel doyurmuş, Village Store‘a gidip hem yolluk hem de Yosemite temalı harika hediyelikleri almışsanız yavaştan dönüş yoluna girebilirsiniz artık. Vadiden çıkıp doğuya doğru rotanızda 1 saat kadar keyifli bir şekilde ilerledikten sonra bir diğer seyir noktasına ulaşmış olacaksınız. Burası yakından gördüğünüz vadideki tüm o granit kayaları ve en önemlisi Half Dome’u hemen önünüzdeki devasa yekpare kayalar üzerinden farklı bir açıdan görmenize olanak veriyor.

Mammoth Lakes

Bölgedeki bir diğer doğa harikası yer. Turist kalabalığından uzak sizi bölgenin yerlisi gibi hissettirecek bir yer burası. Şirin butik otelleri, ağzımızı açık bırakacak kadar güzel doğasıyla sadece geceyi geçirmek için kaldığımıza çok pişman olduk.

Yosemite Vadisi ve  Mammoth Lakes arası yaklaşık 2 saat sürüyor. Gece bölgeye varıp otele yerleştikten sonra kendimizi dışarıya attık ve güveler gibi ışığı takip ettik. Çok ufak bir kaç otel ve tesisten oluşan bir kasabaydı burası. Kampçıları saymazsak asıl kışın popülermiş burası.

Yosemite Mammoth Lakes pub
8000 Feet rakımda alkolün sizi daha fazla çarpacağı konusunda barın üstünde asılı bir uyarı bile var.

Geceyi şirin bir pubta, 8000 feet rakımda bir şeyler içerek geçirdikten sonra çok da geç olmadan yattık. Çünkü sabah bölgede bulunan göller serisini gün doğumunda yani altın saatte görüntülemek istiyorduk. Sonrasında da Vegas’a yola koyulup, bir de yol üzerindeki Death Valley‘e uğrayacaktık.

Buranın sakin ayna gibi olan gölleri ve kaya formasyonlarıyla gece fotoğrafçıları için rüya gibi bir bölge olduğunu söylemem gerekli. Çevre hem çok güvenli -tabi yaban hayatı saymazsak :)- hem de şehir ışığı sıfır düzeyinde. Buraya bir gün daha ayırmayıp geceyi fotoğraf çekerek geçiremediğim için ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Horseshoe Lake bu açıdan tam bir efsane.

Horseshoe lake Mammoth Lakes Horseshoe lake Mammoth Lakes Horseshoe lake Mammoth Lakes

Kasabanın merkezine sadece 10 dakikalık mesafede bir kaç gölden oluşan bir bölge bulunuyor. Bu göllerin kesinlikle en görmeniz gerekeni Horese Shoe Lake. Aracınızı otoparka bıraktığınız anda sizi korku filmi setindeymişsiniz gibi hissettirdikten sonra gölün yakınlarına gittiğinizde göreceğiniz yansımalar, sabah erken gittiyseniz güneşin çam ağaçları üzerinden vuruşu ve tüm o sessiz, yalnızlık hissi bizi bir taraftan etkileyip bir taraftan korkutmuştu.

Mammoth Lakes drone view
Yosemite ‘de drone kaldırmak yasak olduğundan içimde patlayan tüm iştahımı Mammoth Lake’de rahat rahat doyurdum.

Tabi her an ağaçların arasından çıkabilecek boz ayı ve puma senaryolarıyla birbirimizi dürtmemizin de etkisi olmuştur. Ayı konusunda ciddiyiz bu arada. Her tarafta arabada yiyecek bırakmamak konusunda uyarılıyorduk. Bir çok hikaye dinlemiştik. Bizdeki gibi şehre ayıların inmesi gibi değil de ayıların aslında bizzat şehirde yaşaması durumu vardı. Zaten sabah göllerden birinden dönerken önümüzden yolun karşısına mahallenin kedisiymiş gibi geçerken gördüğümüz geyikler aslında nasıl bir yerde olduğumuzu net bir şekilde özetliyordu.

Death Valley

Gerçekten adına yaraşır bir bölge burası ama hayalini kurduğunuz dramatik manzaralar için epey zahmete katlanmalısınız. Zahmetten öte; nasıl diyeyim, eğer ki doğru mevsimde değilseniz yerel haberlerde alt satırları süslemeniz çok olası. Çünkü böyle bir sıcak yok! Size bunu tarif edebilmem mümkün değil. Çalışma hayatıma başladığım ilk yıllarda Dubai ve Umman’da aylarımı geçirmiştim ama emin olun oralar bile Death Valley’e kıyasla Haziran dönemindeki esintili serin bir İstanbul gecesiymiş gibiydi. Ayrıca burası Yosemite Vadisi gibi derli toplu bir yapıya sahip değil maalesef. Görülmesi gereken yerler arasında ciddi mesafeler var ayrıca öyle araba ile önüne gidip hemen görebileceğiniz yerler çok sınırlı. Bir çok güzel nokta için park edip, yoldan ayrılıp, kilometrelerce yürümeniz gerekmekte. Tabi bunu yaparken çölün ortasında olduğunuzu, etrafta su dahi alabileceğiniz herhangi bir dükkan ya da soluklanabileceğiniz bir gölgelik olmadığını hatırlatmam gerekli.

Death Valley entrance sign
Death Valley’e 1000 yılı aşkın bir zaman önce gelen Timbishia Shoshone isimli kızılderili kabilesinin 50-60 kadar üyesi günümüzde hala burada yaşamaktadır.

2007 den itibaren ölçülen mevsim ortalamaları aşağıdaki gibi. Ancak son 2-3 yıldır bölgedeki herkes sıcaklıkların arttığını söylüyor. Yani uzmanların da dediği gibi eğer ki Kasımdan Mart ayına kadar olan bir dönemde gitmiyorsanız arabadan dahi inmeyi düşünmeyin deriz. Özetle eğer yakınlardan geçiyorsanız mutlaka rotanızı buradan geçecek şekilde ayarlayın. Kayda değer bir vakit kaybı olmaksızın yol üstünde bir kaç noktada en fazla üç beş dakika durarak ana temayı fazlasıyla kavrıyorsunuz. Ama eğer ki Vegas’ta iseniz ve mevsim yaz ise hiç zahmete girip 2.5 saatlik yol tepip buralara gelmeyin. Bunun yerine Grand Canyon’u gezin Hoover Dam’e gidin; hiç olmadı yarım saat uzaklıktaki Red Rock Canyon’ u gezin.

JAN FEB MAR APR MAY JUN JUL AUG SEP OCT NOV DEC
19°C 23°C 27°C 32°C
38°C 43°C 41°C 46°C 41°C 34°C 25°C 18°C

 

Death Valley road
Sinir bozucu bir güzelliği olan yoldan vadiyi geçiyorsunuz.

Eğer siz de bizimle aynı rotada gidiyorsanız Yosemite Vadisi veya Mammoth Lakes’den Vegas’a giderken yolu sadece bir saat uzatıp mutlaka Death Valley’nin içinden geçmelisiniz. Ufak bir uyarı, Apple veya Google Maps’e Death Valley yazdığınızda sizi parkın ortalarında bir yerine yönlendiriyor. Haritanın yönlendirdiği noktaya geldiğinizde ise aslında yol üstünde görmeniz gereken bir kaç noktayı çoktan atlamış oluyorsunuz. Devamlı tek bir yol üzerinde ilerlendiğinden ne zaman Death Valley’e geldiğinizi anlamıyorsunuz. Bu nedenle navigasyonunuza Stovepipe Wells yazın. Mevzu oradan sonra başlıyor ve bu noktadan sonra rakım deniz seviyesinin de altına iniyor. Sonrasında ise beyin yakan şenlik başlıyor.

Death Valley Sand Dunes

Death Valley Giriş Ücreti Muamması

Etrafta bir kaç tane ‘park giriş ücretini şuraya yapın’ gibi tabelalar görmüştük. Ama parka bir kapı veya turnikeden giriş söz konusu değildi. Kocaman şehir kadar geniş bir arazi burası ne parkıymış, neyin giriş ücretiymiş, acaba bir şeyler mi kaçırıyoruz diye düşünüp, aslında tüm olayın yol üstünde olduğunu bilmeme rağmen herhangi bir şey varsa da kaçırmayalım bari, nereye hangi ücretle giriyormuşuz diye sormak için Stovepipe Wells Ranger İstasyonunda durup içeri girdim. Diyaloğu aynen yazıyorum;

Selamlaşma faslından sonra;

“Death Valley dışında burada para ödeyip gireceğimiz herhangi bir park mı var? Bu dışarıda gördüğüm tabela neyin giriş ücretini ödemekten bahsediyor?” diyerek sordum

Bir kaç saniyelik boş bakıştan sonra Polis, zaten girmiş olduğunuz Death Valley Ulusal Parkı’nın giriş ücreti dedi, ukala bir şekilde.

Ben de “Yosemite 35 Dolar olduğuna göre burası en fazla 10 dolar olsun, artık bir kere sorduk mecbur vereceğiz diye düşünüp, neyse fişi de hatıra kalır ödeyeyim bari” diyerek “ne kadar?” dedim. Hemen akabinde 30 Dolar olduğunu öğrenince, durduğuma ve sorduğuma pişman bir şekilde o anki kurla giriş ücretini çarpıp 200 lira olduğunu idrak etmemle beraber “acaba bundan nasıl yırtarız” diye düşünmeye başladım. Sonuçta ortada ne bir kapı vardı ne de benim gibi duran çok fazla insan, herkes vızır vızır yoldan geçip gidiyordu. 

Ben de; “ya biz zaten buranın yabancısıyız – sanki herkes Death Valley’nin köyünden – Las Vegas’a gidiyoruz memur bey! Buradan sadece geçiyorduk, bir yeri de görmeyeceğiz öyle yoldan devam edeceğiz işte” dedim. Polis ise yüzüme boş boş bakmayı bir süre daha devam ettirip 30 Dolar “sir” dedi. Poliste pos cihazı ne arasın; cash yok bende dersem belki bırakır deyip kart var sadece dedim, o da güzel, zaten para üstü de veremezdim dedi. Belli ki benim gibi duran sazan fazla yoktu kasayı dolduramamıştı. 30 Doları öderken kenarda duran magnetleri gördüm. Dağa taşa 30 dolar ödedik, bari sepetten bir tane magnet hediye etsin derken, aldı eline ve ben daha cümleyi bitirmeden dıt pıt diye dağ başındaki istasyonda bulunan polisten beklenmeyecek bir teknolojik hamleyle magneti okutuverdi. 8 Dolar da ona ödedik. Koltuğumun altına ücretsiz rehberi sıkıştırıp beni gönderdi.

Tam kapıdan çıkarken dayanamayıp: “Peki ben tabelaları görmeyip ödeme için durmasaydım ne olacaktı; nasıl bunun kontrolünü sağlıyorsunuz?” diye sorduğumda, rastgele bir şekilde gezici rangerlar tarafından bilet kontrolünün yapıldığını söyledi. O yüzden biletimizi aracın ön konsoluna koymamız gerekiyormuş. Cezası varmış.

Dürüst bir vatandaş edasıyla oradan ayrıldım. Ancak gün sonunda  durduğumuz yerlerde, bizim dışımızda bir veya iki kişiyi saymazsak, kimsenin aracında bırakın bilet görmeyi, parkta olduğumuz süre boyunca istasyonda parayı ödediğimiz polis dışında bir tane üniforma giymiş insan görmedik. Zaten 50 derece sıcaklıkta gezip de bilet kontrolü yapabilen bir ranger varsa emin olun o kişi zaten görülmeye değerdir. Cezayı ödeyip bir de selfie çektirin. Bölgeden geçen çok fazla yol ve de kavşak olduğundan bir çok araç gerçekten de oradan ulaşım amaçlı geçmekte. Yani tabelayı gişe kurmak yerine o yüzden yol kenarına koymuşlar; kime tutturursak olayı biraz. Biz tuttuk bence siz tutmayın 🙂 

Death Valley’de Görmeniz Gerekenler

Father Crowley Point – Star Wars Canyon

Evet, rangerları atlattığımıza 🙂 göre artık gezimize başlayabiliriz. Death Valley’de görmeniz gereken yerler maalesef birbirinden oldukça uzakta. Eğer ki batıdan gelip 190 no’lu yoldan Death Valley’e gidiyorsanız ilk durağınız Father Crowley Point olacaktır.

Death Valley Father Crowley Point
Etrafta uçak yok ise inmeden arabanın penceresinden bir poz alın kaçın, çünkü şenlik daha başlamadı

Etrafınızdaki diğer yer şekillerine göre sıradan gözüken Rainbow Canyon‘a bakan bu noktada niye bir seyir terası olduğunu merak edebilirsiniz. Burayı önemli yapan asıl mevzu, mekanın Jedi Transition olarak anılmasına neden olan Luke Skywalker‘ın ölüm yıldızına olan saldırıyı komuta ettiği sahneye ev sahipliği yapmasının yanında Amerikan savaş uçaklarının düşük irtifa savaş eğitimleri aldığı noktalardan biri olmasıdır. Hatta havacılık endüstrisinde savaş uçaklarını en iyi fotoğraflayabileceğiniz bölge olarak bilinir. Etrafta herhangi bir jet sesi duymuyorsanız burayı pas geçip vadiye inişteki manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.

Mesquite Flat Sand Dunes

Star Wars hayranları Death Valley’nin, serinin bir çok sahnesine ev sahipliği yaptığını bilir. Zaten ortada sapacak başka bir yol olmadığından aynı 190 no’lu otoyol üzerinde ilerlediğinizde Crowley Point noktasından yaklaşık 45 dakika sonra  “Sand Dunes” yazan tabelayla beraber otopark alanını solda göreceksiniz. Burası Death Valley’de bizi en fazla şaşırtan nokta oldu. O kadar kayalık bölgenin ortasında birden bire altın sarısı incecik kum yığınları görmeyi gerçekten beklemiyorsunuz. Sanki birisi film çekimi için kamyonla oraya boşaltıp şekil vermiş gibi. Aracınızı otoparka bıraktıktan sonra aşağı yukarı 100 metre yürüyerek kumlara kavuşabilirsiniz.

Death Valley heat warning sign
Fotoğrafa bakarken suratınıza 10 cm den fön makinası tutun. İşte tam öyle bir his

Ranger istasyonunda durup bir kaç saniyeliğine de olsa dışarıda vakit geçirmiş olduğumuzdan, aşağı yukarı bizi neyin beklediğini biliyorduk ve “hazır mıyız?” diyerek birbirimize baktık, araçtan atladık. İlk başta hızlı yürüyerek dışarıda minumum vakti geçirmenin daha rasyonel olduğunu düşünüp hızlı adımlarla ilerliyorduk ancak yürümenin dahi yüzümüze vurduğu sıcak rüzgar daha yavaş hareket etmemiz gerektiğini söylüyordu bize. Sakin adımlarla kumların üstüne çıktık, bir anda kendimizi başka bir gezegende bulmuştuk sanki. Ben tepenin ardından R2D2 acaba çıkar mı diye hayal kurarken Tuğçe’nin yakarışları kulağıma geldi. Sıcak artık dayanılmaz bir hal almıştı gerçekten, zor nefes alıyorduk. Bir kaç kare fotoğraf çekip çok uzaklaşamadan hemen arabaya gidip klimayı maksimuma getirdik. Çok da kötü değildi diye düşünürken birkaç dakika sonra bir terleme atağı geçirmeye başladık. Vücut duruma birkaç dakika geç tepki verebilmiş, durduğumuz yerde şıpır şıpır terlemeye başlamıştık. 

Death Valley Flat sand dunes Death Valley Sand Dunes

Death Valley thermometer shows extreme heat
Termometre gölgede 48 Dereceyi gösteriyordu.

Yeryüzünde şimdiye kadar ölçülmüş en yüksek hava sıcaklığının  56.7 ile burada kaydedildiğini belirtip arabanın termometresinde de 51 i görmüşken, kumların üzerinde sıcaktan yakarmaya başlayan Tuğçe, Sand Dunes’dan çıktıktan sadece dakikalar sonra arabada su kaynatmaya başlamıştı.  Ciddi anlamda yüzünde bir anda alerjik reaksiyon oluşmuş sanki yüzlerce sivrisinek tarafından sokulmuş gibi olan cildiyle hiç bir şeyden haberi olmadan yolcu koltuğunda öylece etrafı seyretmekteydi.

Tabi ben panik yapmasın diye söylemiyordum ama bir taraftan da bir sonraki selfie noktamız olan Badwater’a inceden yaklaştığımızdan ne yapsam arabayı uçuruma mı yuvarlasam diye düşünüyordum. Çünkü telefonu kendine çevirip ekranda o halini gördüğü anda yaşayacağı panik ve hezeyanla ya çölün ortasına helikopter getirtecektim ya da elimizde bulunan ağrı kesici, yanık kremi vs gibi kısıtlı medikal malzemelerle bir ilaç yaratıp Nobel tıp ödülünü alacaktım. Neyse ki kaşıntı vs gibi bir durum olmadığından durumu Vegas yoluna tekrar girene kadar fark etmedi. Zaten gezecek yerlerimiz bitmiş medeniyete doğru yol almaktaydık. Navigasyonda ise otelimizin adı yerine Vegas’ın girişindeki bir hastane adı yazıyordu artık.

Badwater Basin

Sıcak konusunda ilk  şoku atlatıp yola devam ettikten bir süre sonra Furnace Creek diye bir bölgeye geleceksiniz. Burada biraz soluklanıp yakıt alabilirsiniz. Buranın hemen sonrasında yol ikiye ayrılacak. Sola dönerseniz Death Valley gezinizi bitirip Vegas’a doğru gidebilirsiniz. Sağa döndüğünüzde ise aracınızla hemen önüne gidebileceğiniz iki önemli noktaya daha ulaşabilirsiniz. Bunlardan biri Badwater Basin denilen altıgen tuz formasyonlarından oluşan bölgenin en düşük rakımlı noktası. Deniz seviyesinden 86 metre aşağıda olan bu noktada sıcak yüzünden biz maalesef aracımızdan inip çok fazla uzaklaşamadık. Furnace Creek’ten yaklaşık yarım saat uzaklıkta olan Badwater bölgenin en ilginç noktalarından birisi. Aynı zamanda gezmek için geleceğiniz en uzak noktası. Burası da bittiyse artık bir anlamda dönüş yolundasınız demektir.

Artist’s Palette

Geldiğiniz yoldan geri döndüğünüzde bir kaç kilometre sonra sağa dönen tek şeritli bir yol göreceksiniz. Orası sizi Artist’s Palette olarak adlandırılan renkli kaya formasyonlarını izleyebileceğiniz bir noktaya çıkaracak.

Death Valley Artist's Palette
Gelmişken yolun da hatırına girilip bir bakılır. Ama inip gezmeye çok da gerek yok.

Burası parkın en ilginç noktalarından biri. Tüm o milyonlarca yıllık tektonik hareketlerin oluşturduğu Death Valley, bu noktada bulunan kayaçların içerisindeki element ve metallerin oksitlenmesiyle mordan, yeşile kadar bir çok renkte kum ve kaya parçasıyla çok güzel bir görsellik sunuyor. Eğer ki güneş ışınlarının çok sert olduğu öğlen saatlerinde ziyaret etmiyorsanız renklerin daha da canlı olacağını söyleyebilirim. Biz akşam üstüne doğru oradaydık ve renkler gerçekten de kayalar sanki birileri tarafından boyanmış kadar güzel duruyordu. Tek şeritli kayaların arasından geçerek tekrar ana yola döndükten hemen sonra sağ tarafta Golden Canyon tabelasını göreceksiniz. Burası kanyon içerisinde bulunan bir yürüyüş rotası. O yüzden hiç bulaşmayıp yolunuza devam edin. Çünkü daha önünüzde Las Vegas’a iki buçuk saatlik bir yolunuz var. Beyninizi oralarda çok kaynatmayın, biraz da Vegas’a bırakın.

Yakıtımızı ve içeceklerimizi de alıp klimayı da köklediysek, sizi hemen Las Vegas yazımıza alalım.

Author

Yorumunuz mu var?!