Tag

Slider

Browsing

Veee yeni bir yazıyla karşınızdayız.Biliyorsunuz Instagram’da @rons_planet hesabımızda sürekli olarak uçak bileti kampanyalarını takip edip sizlerle paylaşmaya gayret ediyoruz. Kampanyaları size önerirken elbette uygun olanlarından kendimize de kaçırıyoruz. İşte Mart ayında Pegasus’un yapmış olduğu yurtiçi uçak bileti kampanyasından oldukça uygun bir fiyata denk getirdiğimiz Denizli biletiyle başladı Pamukkale maceramız da. Süremiz sadece haftasonuyla kısıtlı olduğundan Denizli merkezi bu seferlik es geçip sadece Pamukkale ve civarlarını plana dahil ettik.Aslında iyi ki de öyle olmuş.Çünkü Pamukkale öyle bir iki saatte üstün körü gezilmeyi hak etmeyecek kadar güzelliklerle dolu. Benim bunca zamandır neden gitmediğimi bir türlü kendime açıklayamadığım,Anıl’ın ise seneler önce gittiği ve artık anılarının da silinmeye yüz tuttuğu bir yerdi Pamukkale. Bu sebeple giderken heyecanımız gerçekten çok büyüktü. Şimdi orada neler yaptık,nereleri gezdik,neleri sevdik,nelere şok geçirdik,bizim yaptığımız gibi Cuma akşamı çıkıp Pazar akşamı dönmek süre olarak yeterli mi,ideal bir haftasonu rotası mı gibi pek çok soruya cevap olacak Pamukkale rehberi aşağıda sizleri…

Yaşayan tarih kitabı; Mardin… Ah! Ne çok gecikmişiz seni keşfetmek için! Seninle ilgili hemen hepimizin hafızasında hep o bildik ve kalıp olarak ezberlenmiş cümle var: “Fırat ve Dicle nehirlerinin tam ortasında, İpek Yolu’nun üzerinde yer alır. Yukarı Mezopotamya’nın en eski şehirlerinden biridir.” Oysa ki Mardin bundan çok daha fazlasıymış. Biz bir yandan bu güzel şehre bu kadar geç kaldığımız için üzülürken diğer yandan da böyle bir güzelliğe sahip olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzun farkına vardık. Tarihi boyunca, daha doğrusu binlerce yıllık tarihinde pek çok uygarlığa ev sahibi olmuş Mardin, Mezopotamya Ovası üzerinde yer almasının getirdiği şahane manzaralar dışında elbette eşsiz ve kendine has bir mimariye de sahip. Zaten görülmeli dediğimiz şeylerin başında da bu mimari güzellikleri geliyor. Bunun dışında kelimenin tam anlamıyla hoşgörü, toplumsal barış şehri Mardin, cami ve kilisenin yanyana olduğu, solunuzdan ezan sesi gelirken sağınızda kilise çanlarının çaldığı ve herkesin birbine son derece saygılı ve sevgi dolu…

2019 Yılını kanallar şehri Venedik ‘te karşıladık “Hoşgeldinnnn 2019!” demek için bu yıl durağımız İtalya’nın en meşhur şehri Venedik oldu. Daha önceden Anıl’ın bir fotoğraf çekimi için gidip, benim de mutlaka görmem gerektiğini söylemesinden aldığım güçle, aslında yoğun bir dönemde olmamıza rağmen başına ekşiyerek uçak biletlerini aldırdım. Yılbaşı da tam hafta sonuyla birleştirmelik  çok güzel bir güne, Salıya denk gelmişti. Böylece öncesinde de bir kaç gün şehri gezebilecektik. Öyle aylar aylar öncesinden de almadık bu sefer biletleri ve şansa bakın ki oldukça güzel bir fiyata denk geldik. Venedik coğrafi özelliği sebebiyle başlı başına bir cazibe merkezi. Pek çok “ölmeden önce görülmesi gereken yerler listesi”nde ismi üst sıralarda yer alıyor. Tabi UNESCO Dünya Mirasları Listesi de bu güzel şehri es geçmemiş. Hak ediyor mu? Kesinlikle evet. İtalyanın kuzeydoğusunda yani çizmenin en tepesinde yer alan bu şehir insanı gerçekten büyülüyor. Pek çok adadan oluşan, onlarca kanala ve bu kanalları birbirine bağlayan köprülere…

New York bölgesini ancak üçüncü Amerika seyahatimizde sıraya almamızın sebebi aslında biraz Anıl’ın fotoğraf konusundaki kaygılarından kaynaklanıyordu. New York manzara fotoğrafçıları için gerçekten tam bir cennet. Gökdelenlerden oluşan bir yarım ada, etrafındaki durgun su ve mükemmel bir ufuk çizgisi; her türden fotoğrafçı için burayı rüya bir destinasyon haline getiriyor. Sadece manzarası değil, şehrin kendisi, insanları ve sokakları da görsel açıdan çok zengin. Tabi bir de 11 Eylül 2001 yılındaki terör saldırısında yıkılmış olan Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerini temsilen Manhattan semalarını domine ederek yükselen o muhteşem ışık huzmeleri var. Orijinal adıyla “Tribute in Light”. 10 Eylül akşamı bir kaç saatliğine test edildikten sonra 11 Eylül gün doğumuyla başlayıp 12 Eylül gün doğumuna kadar açık kalıyorlar. Manhattan manzarası, terör saldırısını hiç bir zaman unutturmayacak olan bu ışıklarla gerçek üstü bir hale geliyor. Biz de New York planını yaparken devamlı bu tarihe denk getirmeye çabalamıştık, bu nedenle de seyahatimiz biraz gecikmişti. Tabi…

Eveeet efendim..Hoş bulduk. Ani bir şekilde, son dakika karar verdiğimiz Milano seyahatimizden henüz döndük. Ayağımızın tozuyla da Milano hakkında deneyimlediğimiz her şeyi ve önerilerimizi sizlerle paylaşmak istedik. Kabul ediyoruz burası diğer İtalya şehirlerinden biraz farklı. Daha sanayileşmiş, daha modern tarzda yapıların var olduğu, öyle her yerinden tarih fışkırmayan hatta yedikleriniz olmasa İtalya olduğuna inanmanızın zor olduğu bir şehir. Ama yine de anlatacak çok şeyimiz var. Başlamadan önce Milano yazımızın devamı olan Milano ‘da Ne Yenir, Nerede Yenir yazımıza buradan, alışveriş rehberine de buradan ulaşabilirsiniz. Bir diğer popüler İtalya rotası olan Venedik ile ilgili yazımıza da buradan gidebilirsiniz. Milano ‘ya Ne Zaman Gitmeli? Öncelikle Milano İtalya’nın kuzeyinde, Lombardiya bölgesinde yer aldığından mevsim ortalama sıcaklıkları tahmin edeceğinizden biraz düşük. Ancak nem oranı yüksek olmadığından, hem  yazın ve hem de kışın konforlu bir gezi yaşamanızı sağlıyor. Yaz aylarında sıcaklık ortalamaları 25-30 derecelerde geziyor, kışın ise gündüz ortalama sıcaklılar 5-6 derece civarında. Özellikle Nisan-Mayıs,…

Sonunda gezimizin en çok istediğim bölümü gelmişti. Yalan yok, San Franciscoda’yken bile Yosemite Vadisi ve Mammoth Lakes aklımdan çıkmıyordu. Ferguson Yangını nedeniyle hangi yollar kapalı, görüş mesafesi nasıl, uzun pozlama yapabilecek miyim, önceden çalıştığım noktalara gidebilecek miyim gibi sorular kafamın içinde dönüp dönüyordu. Tuğçe içinse durum, Vegas’a giderken dinlenip nefes alabileceğimiz bir yerden öte değildi. Hatta  yangın nedeniyle park kapanmış dediğimde Tuğçe’nin yüzünde çok ince bir tebessüm bile yakalar gibi olmuştum. Ama emin olduğum bir şey vardı ki ne zaman doğa ağırlıklı bir plan yapsak Tuğçe önce bir tereddütle yaklaşır ama oraya gittiğimizde serotonin tavan bir şekilde benden bir adım önde gezerdi. Gerçi bu sefer tereddütlerinin sebebi sanırım son İzlanda seyahatimizde yüz kiloluk ekipmanlarla kilometrelerce ve buz gibi havada yürümek zorunda kalmasının yarattığı travmaydı. Hakkını yememem lazım hiç bir zaman tek kelime etmeyip tam tersi hep desteklemiştir ama bu sefer Vegas hevesi o kadar taşmıştı ki önüne ne çıksa yıkıp geçebilirdi.…

Öyle bir yer düşünün ki, eğlenmek ve keyif sürmek için aklınıza gelebilecek yeryüzünde icat edilmiş ne varsa 5 km çapında bir daire içinde hepsini bulabiliyorsunuz. Las Vegas denilince ilk akla gelen kumar ve gece hayatı olsa da inanın bu ikisine de bulaşmadan  harika vakit geçirebilirsiniz. Çünkü burası nüfusun gelişmesine paralel medeniyetle beraber yükselen ve yaşayan insanların vakit geçirebilmesi için aktivitelerin oraya buraya serpildiği bir Amerika şehri değil. Burası çölün ortasında yoktan var edilen ve bizzat sadece insanlar eğlensin diye kurulmuş, melatonin, endorfin ve serotoninle beslenip devamlı büyüyen bir şehir. Yapmaktan keyif alacağınız aklınıza gelen ilk şey ne ise ne kadar marjinal olursa olsun burada mutlaka sizi bekliyor. Nasıl mı bu kadar iddialı konuşuyorum, buyurun sizi aşağıya Las Vegas yazımıza alalım. Las Vegas ‘a nasıl gidilir? Eğer ki Türkiye’den buraya direk gelmeyi düşünüyorsanız maalesef buraya aktarmasız uçamayacağınızı söylemeliyim. En yakın olarak Los Angeles veya San Francisco’ya gelebilir, buradan da yerel havayollarıyla yaklaşık 1…

İzlanda bizi şimdiye kadar en fazla etkileyen ülkelerden biri oldu. Hafiften gönülsüz bir şekilde gelen Tuğçe bile, dönerken bir daha acaba ne zaman gelebiliriz diye planlar yapmaya başlamıştı. Gerçekten indiğiniz ilk dakikadan itibaren tarifsiz bir atmosfere adım atıyorsunuz. Bizim bu doğa harikası ülkeye ilk seyahatimiz Haziran 2017′ deydi. Yılın en uzun günü 21 Haziranı saatler süren bir gün batımıyla gece 23:30 da batan bir güneşle yaşama şansımız olmuştu. Tüm adayı turladığımız bu gezimizde efsane ve dolu dolu bir 11 gün yaşamıştık. Dünyanın en görkemli şelalelerinin altından geçmiş, hava buz gibiyken t urkuaz renkli doğal termal havuzlarda yüzmüş, yakın zamanda patlamış volkanların kraterlerini görmüş, buzullar arasında gezinti yapmış, bölgeye özgü hayvanları inceleme fırsatımız olmuştu. 1 dakikasından bile sıkılmamış, inanın dönerken “bir daha acaba ne zaman geliriz”in planlarını konuşmaya başlamıştık. Şimdi ise siz bu yazımızı okurken biz 1.5 yıl aradan sonra iple çektiğimiz o ikinci İzlanda seyahatimize çıkıyor olacağız.  Ama bu sefer İzlanda…

İşte size 48 saatte San Francisco! 2015 yılında ilk batı yakasına seyahatimizi yaptığımızda burasıyla ilgili çok git gel yaşamıştık. Bir çok farklı formül üstünde çalıştık ama sonunda San Francisco ‘yu listeden çıkartıp Las Vegas’ı almak durumunda kalmıştık. Bunun en büyük sebebi de Los Angeles’in oldukça kuzeyinde yer aldığından ulaşımın bize çok vakit kaybettirecek olmasıydı. USA ölçeğinde mesafe kısa gözükmesine rağmen neredeyse İstanbul Antalya arası bir uzaklık söz konusu. 2018 yılında bölgeyi ikinci kez ziyaret etmek istediğimizde ise bu sefer direk San Francisco ‘ya uçtuk. Ferguson yangını gibi  bir talihsizlik yaşasak da çok keyifli bir iki gün geçirdik.  San Francisco ‘ya Ulaşım San Francisco ‘ya Türk Havayolları ile direk Atatürk Havalimanından uçabiliyorsunuz. Yolculuk 13.5 saat kadar sürüyor. Eğer ki direk buraya uçmayıp seyahatinize Los Angeles’ten başlıyor ve plana San Francisco ‘yu da dahil etmek istiyorsanız, Los Angeles’ten buraya 1 saatlik bir uçuşla gelebilirsiniz. Ancak LA de hangi bölgede kalırsanız kalın havalimanına ulaşımın ortalama…