Veee yeni bir yazıyla karşınızdayız.Biliyorsunuz Instagram’da @rons_planet hesabımızda sürekli olarak uçak bileti kampanyalarını takip edip sizlerle paylaşmaya gayret ediyoruz. Kampanyaları size önerirken elbette uygun olanlarından kendimize de kaçırıyoruz. İşte Mart ayında Pegasus’un yapmış olduğu yurtiçi uçak bileti kampanyasından oldukça uygun bir fiyata denk getirdiğimiz Denizli biletiyle başladı Pamukkale maceramız da. Süremiz sadece haftasonuyla kısıtlı olduğundan Denizli merkezi bu seferlik es geçip sadece Pamukkale ve civarlarını plana dahil ettik.Aslında iyi ki de öyle olmuş.Çünkü Pamukkale öyle bir iki saatte üstün körü gezilmeyi hak etmeyecek kadar güzelliklerle dolu.

Benim bunca zamandır neden gitmediğimi bir türlü kendime açıklayamadığım,Anıl’ın ise seneler önce gittiği ve artık anılarının da silinmeye yüz tuttuğu bir yerdi Pamukkale. Bu sebeple giderken heyecanımız gerçekten çok büyüktü. Şimdi orada neler yaptık,nereleri gezdik,neleri sevdik,nelere şok geçirdik,bizim yaptığımız gibi Cuma akşamı çıkıp Pazar akşamı dönmek süre olarak yeterli mi,ideal bir haftasonu rotası mı gibi pek çok soruya cevap olacak Pamukkale rehberi aşağıda sizleri bekliyor.Tugce having fun on Pamukkale travertens

Pamukkale’ye Ne Zaman Gitmeli?

 “Bu soruyu Pamukkale’ye ne zaman gitmemeli?” olarak değiştirsek çok daha doğru olur: Yazın ve kışın. E geriye ne kaldı Ron derseniz de koskoca canım ilkbahar ve sonbaharı harcamayın deriz size.  Biz gittiğimiz 10-12 Mayıs tarihleri arasında şaşırtıcı şekilde 29 derece sıcaklıkta bedenimizin açıkta kalan yerlerinin haşlanmasıyla, “Mayıs ayında böyleyse yazın ne olur acaba?” diyerek sizler için havayı bizzat test ettik.Yani biz yandık siz yanmayın.Bölgenin sadece travertenlerden oluşmadığını, arkada sizi oldukça geniş bir alana yayılan Hierapolis Antik Kentinin’ de olduğunu hatırlatmamız lazım.Şaka bir yana bölgede yaşayan insanlarla da çok konuşma fırsatımız oldu ve onlar da yazın Pamukkale’nin gezmeye engel olacak kadar sıcak olduğunu,kışın ise traverten kısımlarının girilemeyecek kadar soğuk ve tatsız olduğunu anlattılar.Yani sevgili Ron’s Planet ailesi bize kalırsa eğer bir Pamukkale gezisi düşünüyorsanız bizce en ideal aylar Nisan ve Mayıs ayı.

Pamukkale’ye Nasıl Gidilir, Kaç Gün Kalınır?

Şayet uçakla gelecekseniz size kötü bir haberimiz var.Ankara ve İzmir’den Denizli’ye ne yazık ki direk uçuş bulunmuyor.İstanbuldan ise 1 saatte direk olarak ulaşabiliyorsunuz. Tabi otobüsü tercih edecekseniz  başka. O zaman seçenekleriz oldukça fazla.Zaten geldiğinizde tur otobüslerinin sayısının fazlalığı da hemen göze çarpıyor.

Hierapolis ancient city coluns
Hierapolis Antik Kenti bütünlüğü günümüze kadar korunmuş bir çok yapı barındırmakta.
Pamukkale travertens as white as cotton
Bölgedeki travertenlerin kendisi doğal bir oluşum olsa da termal suyun yönlendirilmesiyle yamaca dağılımı ve havuzların oluşturulması tamamen insan kontrolünde. Mesela arkadaki bölüm belli bir süreliğine susuz bırakılıyor ki oksijen teması sonucu kayalar beyazlaşsın.

Gelelim kaç gün kalacağınıza…Denizli geziniz sadece Pamukkale ile sınırlı kalacaksa 1 tam gün yeterli olacaktır. Ancak işin içine Denizli’yi de katmak isterseniz işler biraz değişiyor. O zaman 2-3 günü gözden çıkarmalısınız. Çünkü gittiğimizde öğrendik ki Denizli’de aslında gezilecek epey yer varmış. Dolayısıyla Pamukkale ve Denizli’nin içini tek bir güne sığdırmanız biraz zor.

Denizli Havalimanından Pamukkale’ye Ulaşım

Biliyor musunuz bilmiyoruz ama Denizli Çardak Havalimanı’nın şehir merkezine uzaklığı konusunda adı çıkmış dokuza inmez sekize. Vallahi çok uzak. Sadece şehir merkezine değil Pamukkale ile arasında da yaklaşık olarak 70 km bulunuyor. Şimdi bu durumda nasıl gideceğiniz biraz planlarınıza ve konfor alanınıza bağlı oluyor. En ekonomik olanı tabi ki otobüs. Çardak Havalimanındaki gelen ve giden uçaklar için tüm otobüs hizmetleri Bay-Tur firması tarafından veriliyor. Zaten havaalanına inen ve havaalanından kalkan çok sayıda uçak bulunmadığından otobüs seferleri uçakların inişi ve kalkışına göre ayarlanmış durumda. Aynı firma ile sadece Pamukkale’ye değil Denizli merkeze ya da Karahayıt’a da gidebiliyorsunuz.

Pamukkale traverten drone view
Pamukkale’nin simgesi turkuaz rengi traverten havuzlara erişim yasak. Yanlarına ancak fotoğraftaki kadar yaklaşabiliyorsunuz.

Bunun dışında diğer seçeneğiniz araç kiralamak. Bizce en konforlusu bu. Çünkü sadece Pamukkale değil Karahayıt ve başkaca yerlere gidecekseniz araç gerçekten hayat kurtarıyor. Hem zamansal olarak hem de konfor olarak. Biz Avis’in %30 indirim kampanyasını yakalayıp, 2 günlüğüne 340 TL’ye Fiat Egea kiraladık,çok da memnun kaldık. Tabi siz kampanyaları takip ederek daha uygun fiyata bir fırsat yakalayabilirsiniz.

Pamukkale’de Konaklama 

Şimdi Pamukkale’de konaklama konusuna geçmeden önce bölgenin her anlamda bir Avrupa ülkesini aratmayacak kadar pahalı olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Haliyle bu durum konaklamadan tutun da yemeye,içmeye,gezmeye kadar her yere ve her şeye yansıyor. Bu sebeple konaklamak için size Pamukkale’den nispeten daha insaflı bir önerimiz olacak: Karahayıt. Ama Karahayıt’a geçmeden önce Pamukkale’den bahsedelim biraz.

Şayet Pamukkale’de kalacaksanız tavsiyemiz kesinlikle merkezde yani travertenlere yakın bir yerde konaklamanız olacak. Gezi planınızı yaparken yakın otellerde konaklamanız antik kente veya travartenlere yapacağınız gezileri daha konforlu hale getiriyor. Giriş kapılarına bir kaç metre uzaklıktaki bu oteller bölgesi yorulunca geri dönüp dinlenip sonra kaldığınız yerden devam etmenize imkan veriyor.Hem yeme-içme konusunda da zorlanmıyorsunuz. Çünkü tüm restaurantlar bu bölgede toplanmış durumda. Ancak hem otellerin genelinin hem de restaurantların kaliteleri konusunda beklentinizi yüksek tutmamanızı tavsiye ediyoruz;aksi takdirde üzülebilirsiniz. Çünkü hemen her şey kalite odaklı olmak yerine fiyat ve turistin parasını bitirme odaklı burada. Biz Hal-Tur otelde kalmıştık. Özellikle her ihtiyaç duyduğumuz şeyi olanca samimiyetleriyle karşılamaya çalışmalarına ve çözümcül yaklaşımlarına buradan bir kez daha teşekkür ediyoruz. Ancak oda konforu ve kahvaltı anlamında asgarileri çok aşamadığını da vurgulamamız gerek.

Gelelim Karahayıt’a. Pamukkale-Karahayıt arası yaklaşık 5-6 km. Burası ufak bir kasaba aslında ama özellikle kaplıcaları ile ünlü. Zaten buradaki hemen hemen tüm otellerin konseptleri de termal su üstüne kurulmuş durumda. Aile pansiyonlarından tutun da 5 yıldızlı otellere kadar pek çok konaklama seçeneği mevcut ve fiyat ortalamaları Pamukkale’nin içine nazaran daha az cep yakar cinsten. Bizim tavsiyemiz daha konforlu ve daha uygun fiyatlı olan Karahayıt’ da konaklamanız olacaktır. Zaten travertenlere araçla 15 dakikada ulaşabiliyorsunuz. 

Pamukkale Gezi Rehberi – (Denizlili Ron’s Planetçiler alınmasın,sözlerimiz yetkililere)

 Hierapolis Antik Kenti 

Bir diğer adı, içinde barındırdığı dini yapılar sebebiyle “Kutsal Kent” olan bu kentin tarihi 2200 yıl öncesine,Bergamalılara dayanıyor.UNESCO Kültür Mirasları listesinde yer alan antik kent “iyi ki bizim ülkemizde” dedirtiyor insana,öylesine güzel. Ayrıca bütünlüğünün bu derece sağlam kalması açısından da oldukça etkileyici; düşünsenize tam 2000 yıllık bir kentten bahsediyoruz.Dolayısıyla Pamukkale’ye geldiğinizde asla ve asla görmeden dönmemeniz gereken bir yer burası. Tugce standing next tp roman columns at Pamukkale

Şimdi mutlaka görün diye tavsiye ettik etmesine ama işin en önemli kısmı şimdi geliyor. Buraya giriş ücreti 2019 yılı itibariyle tam 50 TL (Bu ücrete travertenler dahil) Evet evet rakamı doğru okudunuz gözlüğünüzü takmanıza gerek yok.Ha eğer ki Müze Kartınız var ise o zaman ücretsiz girebiliyorsunuz. Şayet müze kart satın almak isterseniz de 2019 yılı ücreti 70 TL.

Bilet satın aldığınızda, tek bir biletle 1 defa giriş çıkış yapma hakkınız oluyor. Yani karnınızı doyurmak ya da dinlenmek için dışarı çıktınız; aynı biletle geri içeri giremiyorsunuz. O yüzden siz siz olun geziniz bitmeden alanı terk etmeyin. Tabi Müze Kartınız var ise o zaman sınırsız.

Bir uyarımız da içeride yer alan tüm cafe,restaurantlar konusunda olacak. Tamamen fırsatçı zihniyetle işletilen bu yerler aşırı aşırı aşırı pahalı! Hepsinde tek fiyat uygulaması var. Örneğin (aşağıda da görebileceğiniz üzere) su tam 6 TL ve bu ören alanı içerisindeki tüm cafe&restaurantlarda aynı. 5 TL’ye razı olsanız bile bulamayacaksınız yani. Bu yetmediyse başka bir örnek verelim. Alan son derece geniş olduğundan bir süre sonra insani bir ihtiyaç olarak acıkacaksınız ama o da ne! Alelade  bir büfede satılan köfte,ekmek ve yanında içeceği 70 TL. (Kişi başı fiyat tabi bu) Bu satırları okurken tam da bir önceki cümleden sonra;

-Neeeeeee?

-Pessss!

-Soygunculuk bu!

-Kendi ülkemizdeyiz ya bu ne!

Water price in pamukkale
Bu bir de revize edilip şikayetler üzerine düşürülmüş hali. Eskiden 8TL imiş.

dediniz ve biz de sizi duyduk. Merak etmeyin, instagram storylerimizde ve vlogumuzda bunu bol bol dile getirdik biz sizin yerinize de. Düşünsenize anne,baba ve çocuk olarak geldiğiniz 3 kişilik bir aile gezisinde Müze Kartla giriş yaptığınızı varsayarsak 3 tane köfte menü 210 TL,e bir de gezerken susadınız; 18 TL de su..Etti mi size 228 TL.Hele bir de Müze Kartınız yoksa ve normal biletle girdiyseniz ekleyin üstüne bir 150 TL daha.

3 kişilik bir ailenin Pamukkale gezisi 350-400 Lira’lara gelmekte.Maşallah! Hesaplama ve yorumlamasını size bırakıyoruz. Ha aklımıza gelmişken bir örnek daha verelim mi? Hani bakkallarda,marketlerde 5-5,5 TL arasında bir fiyata satılan çubuklu dondurma var ya,burada tam 18 TL.Fiyatı söyledikten hemen sonra ekliyorlar ama: Müze Kartınız varsa %20 indirimli! Giriş ücretlerini bir şekilde atlasak bile bu fiyatların anormalliğini mutlaka dile getirmemiz gerektiğini düşünüyoruz.Zira akıl alır gibi değil. Neyse bir süreliğine bırakalım olumsuzlukları bir kenara da gelelim asıl anlatmamız gereken mevzuya;buranın o muhteşem güzelliklerine.

Pamukkale’deyken kendinizi Roma’da bir antik kenti geziyormuş gibi hissedebilmeniz için yetkililer ellerinden geleni yapıyor. 6 TL’ye su, 50 TL’ye tost, 18 TL’ye çubuklu dondurma, giriş ücreti 50 TL. Yurtdışına çıkamayan Türk halkı için tam bir Avrupa deneyimi. Asıl üzücü olan ise bunlar herkesin gözü önünde bakanlığın bizzat denetiminde olan bir yerde yapılıyor olması. Sevindirici haber ise biz gitmeden hemen önce şikayetler üstüne suyun fiyatı 8 TL’den 6 TL’ye düşürülmüş.

Hierapolis’e Girişte Hangi Kapıyı Tercih Etmeliyim?

Şimdiiii Hierapolis’e geldiğinizde sizi 3 ayrı giriş kapısı bekliyor: Kuzey kapısı(Nekropol),Güney kapısı ve Yaya yolu. Bu üçünden en az tercih edileni Kuzey Kapısı. Çünkü genel olarak popüler noktalara biraz uzak bir kapı burası.Yaya Yolu denilen yol direk traventerlerden başladığınız yol. Ama antik kente ulaşana kadar traventerlerden yürümek ayak sağlığınız açısından biraz sıkıntı yaratabiliyor.Uçmayı en çok isteyeceğiniz anlardan biri olabilir.Dolayısıyla gezinize bu kapıdan da başlamamanızı öneriyoruz. Güney Kapısı ise gittiğinizde oradaki kalabalıktan da anlayabileceğiniz üzere en işlek ve tercih edileni. Civar illerden gelen tur otobüsleri de direk bu kapıya bırakıyor ve önünde pek çok büfe,hediyelikçi bulunuyor.Ayrıca önemli gezi duraklarına da en yakın kapı burası. Gezinize buradan başlayıp orta kapıda sonlandırmanız en ideali olacaktır.  Şimdi de gezi durakları nelermiş onlardan bahsedelim;

Hierapolis’te Gezilecek Noktalar 

Antik kentin içerisinde gezilecek o kadar çok nokta var ki, her birini sindirerek gezmeniz 1 gününüze mal olabilir. Başlıca görülecek yerler ise şu şekilde;Tugce sitting on stair of amphitheater

Antik Tiyatro

Gymnasium

Frontinus Caddesi

Tritonlu çeşme binası

Apollon Tapınağı

Zeus Tapınağı

Sütunlu Kilise

Hamam

Plutonium(Cehennem Kapısı)

TUgce standing on Frontinus Pamukkale

Şayet Pamukkale’ye gitmeden Hierapolis’in ufak bir haritasını edinirseniz alana geldiğinizde ne nerde diye bakınmaktan ve sıcakta kavrulmaktan kurtulabilirsiniz. Çünkü tabela yönlendirmeleri çok çok zayıf. Hatta uzuuuunca bir yürüyüşten sonra görmeyi umduğunuz bazı yerler kapalı veya restorasyonda. Tabi belirtilmediği için sizin haberiniz olmuyor ve yürüdüğünüzle kalabiliyorsunuz. Şahsen bizim başımıza geldi. 🙂

Biz gitmeden fikir sahibi olabilin diye küçük çaplı bir harita ekledik aşağıya.

Hierapolis İçerisinde Ulaşım 

Hierapolis map pamukkale
Haritanın bir görsel canlandırma olduğunu unutmayın. Kente girdiğinizde amfi tiyatro dışında bütünlüğü çok fazla korunabilmiş bir yapı yok maalesef.

Hierapolis ile ilgili bir diğer konu da arazinin büyüklüğü. Sağlığınız,enerjiniz, beraberinizdeki eşyalarınız gibi etkenler bu koca arazide oradan oraya yürümenize elverişli değilse motor veya buggy kiralayabilirsiniz. Ancak “amaaan ne olacak yahu kiralayalım gitsin” derseniz; demeyin sevgili Ron’s Planet ailesi. Zira fiyatları duyunca iki kere düşüneceğinize eminiz. Önce buggy seçeneğinden başlayalım. Saatliği tamı tamına 200 TL olan bu sevimli çok oturgaçlı götürgeçleri küçük bir tur aracı gibi düşünebilirsiniz. Kendiniz kullanamıyor, ancak bir rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz. Motorda ise durum daha farklı, biraz daha insaflılar; 2 saatine 140 TL ödüyorsunuz ve tamamen kontrol sizde. Yani siz kullanıyor,rotanızı siz belirliyorsunuz. Fiyatlar araç başına, kişi başı değil. Süreyi aştığınızda hiç acımadan ekstra ücret yansıtıyorlar bunu da belirtelim.

Pamukkale Travertenleri 

Pamukkale’yi Pamukkale yapan en önemli yer tabi ki travertenler. Peki tam olarak nedir bu beyaz şey? Bu kısım biraz bilimsel bir bilgi olacak ama başka türlü anlatmanın bir yolunu bulamadık. Şimdi efendim Pamukkale’deki termal suyun içinde bol miktarda kalsiyum karbonat bulunuyor ve bu su havada bulunan oksijen ile temas edince karbonmonoksit ile karbondioksit uçuyor,geride kalan kalsiyum karbonat çöküyor.Sonrası ta daaaa! Travertenler oluşuyor ve UNESCO Doğal Miras listesindeki yerini alıyor. Travertenler ile Hierapolis antik Kenti tek bir ören yerinde. Yani iç içe geçmişler ve birbirlerinden bağımsız düşünülemezler. Dünyada UNESCO Dünya mirasları listesinde kültür mirası ve doğal mirasın yanyana bulunduğu ender yerlerden de bir tanesi ayrıca.

Tugce standing Pamukkale travartens
Travertenlere terlik veya ayakkabı ile giremiyorsunuz. Ayaklarınız çok narin ise fazla uzaklaşmayın deriz!
Pamukkale traverten
Haklı olarak tüm havuzlara kafanıza göre giremiyorsunuz. Pamukkale’nin simgesi haline gelmiş o ünlü teras havuzlara maalesef sadece uzaktan bakabiliyorsunuz.

Bu şahane beyazlığa ulaşmak için 3 farklı seçeneğiniz var ve bu seçeneklerin ikisi Hierapolis Antik Kentinin içinden geçmek. Bir diğeri de direk geziye travertenlerden başlamak. İlk iki seçenekte kuzey ve güney kapısından girerek önce antik kendi gezip,sonrasında da travetenlere ulaşabilirsiniz. Üçüncü seçenekte ise orta kapıdan yani direk travertenler bölümünden girip önce bu kısmı bitirdikten sonra antik kenti gezebilirsiniz.

TUgce standing next to a tree on travertens
Traverten bölgesinde yetişmiş sadece tek bir ağaç var. Fotoğraf çektirmek için güzel bir alan sunuyor.

Bizce güney kapısından şaşmayın. Çünkü kuzey kapısı yukarıda değindiğimiz üzere uzak kalıyor. Orta kapıdan girdiğinizde ise Hierapolis’e kadar önünüzde uzunca bir yol olacak ve travertenler gerçekten ayağınızı acıtıyor,o acıyla o kadar yolu yürümek istemezsiniz güvenin bize. Mis gibi güney kapısından girin,Hierapolis’i bir güzel gezin,sonra travertenleri ziyaret edip acınızı çekin ve bu faslı bitirin. 🙂

Tabi bir de oluşturulmuş küçük havuzlar var ki buranın içine girdiğinizde ayağınızın altındaki çökelti adeta “slime” etkisi yaratıyor. Yorulan ve acıyan ayaklarınızı dinlendirmek için ideal bir seçenek.

NOT: Burayı gezerken mutlaka yanınıza ayakkabılarınızı koyacak bir poşet alın. Çünkü ayakkabı veya terlikle girmeniz yasak.

Antik Havuz (Kleopatra Havuzu) 

Pamukkale ancient thermal swimming pool
Yüzme amaçlı olmasa da, havuza girip antik yapılar üzerinde termal suyun keyfini çıkarın deriz. Başka nerede 1300 yıllık bir havuz bulacaksınız ki?

Hierapolis Antik kentinin içinde yer alan Antik havuz, MS 692 yılında meydana gelen büyük depremden sonra antik kentte yer alan sütunların yıkılması ve içine termal suyun dolmasıyla oluşmuş doğal bir havuz. Burada,bildiğiniz tarihi eserlerin arasında yüzüyorsunuz. Dünyada eşi benzeri olmayan bu havuzun suyu yaz-kış vücut sıcaklığında yani 36 derece ve suyunun şifalı olduğuna inanılıyor. Ünlü Mısır kraliçesi Kleopatra da buraya sıklıkla yıkanmaya ve güzelleşmeye gelirmiş. Hatta bu sebeple havuzun bir diğer adı Kleopatra Havuzu olmuş. Gerçekten değişik bir deneyim. Tam karar sıcaklıkta bir su ve etrafınız türlü tarihi eserlerle çevrili. Tabi öyle kulaç atarak yüzebileceğiniz büyüklükte değil.

Fiyatlar gerçekten üzücü..

Bunlar hep güzel ve etkileyici yanlarıydı tabi. Gelin görün ki madalyonun bir de diğer tarafı var. Gördüklerimizi, deneyimlerimizi size tüm açıklığıyla anlatmazsak kendimizi eksik sayarız sevgili Ron’s Planet ailesi. İşletmesi özel bir firmaya verilen bu komplekse girişiniz ücretsiz. Ancak buraya gelmekteki asıl amaç olan havuzda yüzmek isterseniz kişi başı tam 50 TL (6-12 yaş arası için fiyat 20 TL) ödemek zorundasınız ve müze kart ne yazık ki geçmiyor. 50 TL karşılığında size herhangi bir havlu vs de verilmiyor. Sadece havuza giriş bedeli bu. Havuzda saatlerce keyif süreyim derseniz de cısss! 2 saatten fazla kalamıyorsunuz ki zaten çok ufak bir alandan bahsediyoruz..

Üzerinizi değiştirebilmeniz için kabinler mevcut. Eşyalarınızı bırakmak isterseniz de emanet kasalarını 5 TL ödeyerek kiralayabiliyorsunuz. Ha asıl önemli şeylerden birini unutuyorduk az daha. Havuza girdiğinizde güzelim anlarınızı ölümsüzleştirmek istediniz ve aldınız elinize fotoğraf makinanızı. Yine kocaman bir cısss! “Yassak hemşerim!”; görüntü alabileceğiniz cihazlarla havuza girmek yasak. Çünkü bünyelerinde çalışan kadrolu fotoğrafçıları var ve illa havuzda bir fotoğrafınızın olmasını istiyorsanız önce onları ezip geçmelisiniz. :)Şaka şaka baya 50 TL karşılığı fotoğrafınızı alabilirsiniz. Zaten sizi cihazlarla havuza sokmama sebepleri de bu. Şahsen biz itiraz ettik ve aldığımız cevap şu oldu: Herkes fotoğrafını kendi çekerse burası nasıl para kazanacak? Tabi ya çok haklısınız; elbette para kazanın. Zaten tek bir kare fotoğraf için istediğiniz 50 TL nedir ki?!

Biz antik havuza gittiğimizde gördüklerimize şaşırmak ve kızmaktan asla keyfini süremedik desek yeridir. Fiyatların yüksekliği sebebiyle havuza birimizin girip denemesine karar vermiştik. Bu esnada Anıl da orada bulunan cafede oturup beni bekleyecekti ve beklerken de bir şeyler atıştırmayı düşünmüştü. Bilin bakalım ne oldu? Tost ve küçük boy soğuk içecek kampanya(!) fiyatıyla 50 TL olduğunu öğrendik. Vallahi de doğru okudunuz. Artık ne desek ne yapsak bilemez bir şekilde havuzu terk ettiğimizde hala kendi aramızda bu şoku atlatmaya çalışıyorduk. Yani el insaf diyoruz başka da bir şey diyemiyoruz.

Natural Park

Hot air baloon landing Pamukkale traverten
Son bir kaç yılda sıcak hava balonlarıyla da Pamukkale üzerinde gezinebiliyorsunuz. Gün doğumunda yaklaşık 45 dakikalık bir yolculuk sonrası travertenlerin hemen önündeki parka iniş yapıyorlar.

Travertenlerin hemen girişinde yer alan bu tatlı park, içerisinde ufak bir gölet ve biraz gerisinde 3 adet yüzme havuzunu barındırıyor. Zaten travertenlere geldiğinizde parkı görmemeniz mümkün değil. Hem tabelası hem de yeşiliyle dikkat çekiyor. Göletinde tatlı mı tatlı kazlar,ördekler,kuğular var. Dilerseniz deniz bisikleti de kiralayarak keyif çatabilir, dilerseniz de su kenarındaki banklarda oturup nefes alabilirsiniz. Arkasında yer alan yüzme havuzlarına gelince 25 TL karşılığı gönlünüzce havuzların tadını çıkarabilirsiniz. Özellikle çok sıcak bir zamanda gittiyseniz.

Karahayıt 

Pamukkale konaklama bölümünde bahsetmiş olduğumuz Karahayıt’ı çoğumuz kaplıcaları ile tanıyoruz. Çok doğru! Karahayıt tam bir kaplıca cenneti. Burada bulunan pek çok otel konsepti de bunun üstüne kurulu zaten. Bizim buraya uğrama hikayemiz ise çok tatlı. Biliyorsunuz ki @rons_planet isimli Instagram hesabımızı oldukça aktif bir şekilde kullanıyoruz. Tabi bu mecra bize pek çok değerli insan da kazandırıyor. Bunlardan biri de tatlı mı tatlı takipçilerimizden sevgili Meltem’di. Denizli’ye gideceğimizi öğrendiğinden itibaren “Acaba buluşabilir miyiz?”in planlarını yaptık ve sağolsun Pazar gününü bize ayırarak Denizli’den Pamukkale’ye, değerli eşi Murat ve aşırı tatlı ikizleri Utkan ve Burak ile birlikte bizi ziyarete geldiler. Geldikleri yetmedi bir de olanca zariflikleriyle bizi gezdirdiler. Rotamıza Karahayıt’ı da ekleme sebebimiz oldular. (Hatta ufak bir sır da verelim; kendilerinden bir sonraki ziyaretimizde Denizli usulü kebap yeme sözü bile aldık. 🙂

Denizli’den sevgili Meltem, Murat, Utkan ve Burak ailesi büyük incelik gösterip bizi gezimizde yalnız bırakmayıp Karahayıt ve Kaklık Mağarası’nda rehberimiz oldular.

Karahayıt’a gelinme nedenlerinden biri de “Kırmızı Su”. Çarşı’yı geçtiğinizde zaten hemen karşınızda göreceksiniz. (Muhtemelen göreceğiniz manzara çocuklarına banyo yaptıran anneler olacak. 🙂 Buradan akan suyun içindeki minerallerin pek çok hastalığa iyi geldiği rivayet ediliyor. Kırmızı Su denmesinin nedeni de suyun aktığı minik travertenlerin kırmızı olması. Daha doğrusu sıcak su içerdiği maden oksitler sayesinde travertenlerin rengini kırmızı yapmış. Ama dürüst olmak gerekirse gitmeden önce fotoğraflarda gördüğümüz Kırmızı Su ile kanlı canlı gördüğümüz kırmızı su arasında dağlar kadar fark vardı. Bir kere yarısı kurumuş, kalan yarısı da bölge halkı tarafından banyo çeşmesi olarak kullanılıyordu.

Böyle güzel bir yere bir kez daha sahip çıkamadığımız üzüntüsüyle geri döndük. Ama gitmeden ağaçların altında şahane ev yapımı limonatalarımız eşliğinde güzelce sohbet etmeyi de ihmal etmedik. Biz Karahayıt’ı Meltem ve ailesiyle yaptığımız şahane sohbetimizle hatırlayacağız. Üzgünüz Karahayıt…

Kaklık Mağarası 

Geldik bir diğer gizli kalmış yere. Aslında gizli kaldığı söylenemez ama her nedense buraya pek uğranmıyormuş ve sanırız bu sebepten biraz bakımsız kalmış bir mağara burası. Yine Meltem hanımlar sayesinde görme fırsatı bulduğumuz Kaklık Mağarası Pamukkale gezimizin en güzel noktalarından biri oldu.

Tugce is being amazed in Kaklik Cave
Kaklık Mağarası, tam oalrak Denizli Çardak Havalimanı dönüş yolunuzda. Uğramayı sakın unutmayın

İçerisi doğal flora ile yemyeşil olan, suyun sesinin sizi inanılmaz etkilediği, güzelim kırlangıç kuşlarının yuva yaptığı ve kuş seslerinin sizi huzurla doldurduğu bir yer burası. Aslında burada hiç kimsenin olmaması bizi hem şaşırttı hem de üzdü. Pamukkale denilince elbette ilk akla gelen yerler travertenler ve Hierapolis oluyor ama inanın reklamı yapılsa pek çok kişinin burayı da ziyaret edeceğine hiç kuşkumuz yok.

Pamukkale’de Yeme-İçme 

Şimdi her şeyi eleştiriyor gibi olacağız ama ne yapalım yazdığımız her şeyi yaşadık ve hissettik. Size de bunları bizim gözümüzden aktarmak boynumuzun borcu. Pamukkale’de yeme-içme konusunda en büyük hayat kurtarıcı önerimiz geliyor hazırsanız: Yanınızda getirin! 🙂 Çünkü biz ne fiyatlar ne de lezzetlerden yana hiç ama hiç memnun kalmadık.

Travertenlerin çevresinde pek çok restaurant bulunuyor. Bunların içinde Uzak Doğu restaurantı, tostçu, tabi ki kebapçı var. İlginçtir Uzak Doğulu turistlerin sayısı bir hayli fazla olunca sayı olarak en fazla rastaurant da Uzak Doğu’ya ait. Biz de bu mutfağı sevdiğimizden, öneriler üzerine bölgenin en iddialı 2 yerinde 2 akşam yemeği denedik. Sonuç: Hüsran! Baya vıcık vıcık yağda yapılmış noodle, nasıl yapıldığını hiç anlamadığımız tatlı-ekşi tavuk… Aslında Uzak Doğu diye gittiğimiz yer bize aynı anda hem kebap hem de Çin yemeği menüsü getirdiğinde anlamalıydık bir terslik olduğunu. Elbette damak tadı bu; değişir kişiden kişiye göre ama inanın biz sevemedik, yiyemedik. Fiyatlar da ortalamanın oldukça üzerinde. Dolayısıyla ne yazık ki kesinlikle tavsiye edemeyeceğiz.

Antik Kentin içi daha da fena!

Bir diğer seçeneğiniz de Hierapolis antik kentinin içindeki cafelerde yemek. Ama baştan uyaralım; burada bir tost ve yanında kola tam 50 TL! Evet “Bir sıfırı fazla yazmışsınız galiba” diyeceklere şimdiden cevap verelim: Biz de yanılmış olmayı çok ama çok isterdik. Zaten şokunuz daha içeri girerken başlıyor. Antik kente girmeden en temel insani ihtiyaç olan su alalım dedik (bildiğimiz 500 ml  su); fiyatın 6 TL olduğunu duyunca “yok artık” diyerek bir başka büfeye gittik ki fiyat aynı. Sonradan öğrendik ki fiyatlar anlaşılmış gibi hepsinde hemen hemen aynı. Su bu yahu; 6 TL olur mu? Avrupada mıyız? Kendi ülkemizde,kendi para birimimizdeyiz… Ama hadi yine iyiyiz sevgili Ron’s Planet ailesi, geçen seneye kadar su 8 TL imiş ancak tepkiler üzerine 6 TL’ye indirmişler. Sağolsunlar..

Sudan tosttan bahsettik biraz da köfte ekmek diyelim mi?I ıh demeyelim; zira köfte-ekmek ve içecek 70 TL arkadaşlar. Aaa aklımızda kalan bir fiyat daha var: Dondurma. Hani şu reklamlarda kabuğu çıtırdatılan,son model araba verilenden.Marketlerde taş çatlasın 5 TL olan o dondurma tam 18 TL idi. Ama yine şükür ki müze karta %20 indirim vardı dondurmada.

İşte tüm bunları bizden daha iyi bilen pek çok turist antik kentin kaldırımlarında açmışlar kaplarını yemek yiyorlardı. Yani ortamı görünce biz kendilerinin önünde eğildik ve kendimize de epey kızdık. İşte Pamukkale yeme-içme maceramız bu şekilde. Sizin de kafanızda canlanmıştır artım diye düşünüyoruz. Ona göre tedbirli gidersiniz artık.

Toparlıyoruz..

Pamukkale kesinlikle çok özellikli,görülmesi gereken bir yer. Ancak fiyatlar genel düzeyinde ciddi bir sıkıntı söz konusu. Fayda maliyet açısından yerli turistik kesinlikle ziyaret etmek isteyebileceği bir yer konumunda değil. Bunlara umarız en kısa zamanda bir çare bulunur. Yoksa ne yazık ki kendi ülkemizde yaşayıp da böyle bir güzelliği göremeyen pek çok insan olacak. Bir gün Pamukkale için her şeyin daha da güzel olacağı günlere.. Sevgiyle kalın!

Author

1 Comment

  1. Harikasınız pamukkale gezinize küçücük katkımız olduysa, sizi mutlu edebildiysek ne mutlu bize her zaman bekleriz memleketimize

Yorumunuz mu var?!