Yaşayan tarih kitabı; Mardin… Ah! Ne çok gecikmişiz seni keşfetmek için! Seninle ilgili hemen hepimizin hafızasında hep o bildik ve kalıp olarak ezberlenmiş cümle var: “Fırat ve Dicle nehirlerinin tam ortasında, İpek Yolu’nun üzerinde yer alır. Yukarı Mezopotamya’nın en eski şehirlerinden biridir.” Oysa ki Mardin bundan çok daha fazlasıymış. Biz bir yandan bu güzel şehre bu kadar geç kaldığımız için üzülürken diğer yandan da böyle bir güzelliğe sahip olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzun farkına vardık.

Tarihi boyunca, daha doğrusu binlerce yıllık tarihinde pek çok uygarlığa ev sahibi olmuş Mardin, Mezopotamya Ovası üzerinde yer almasının getirdiği şahane manzaralar dışında elbette eşsiz ve kendine has bir mimariye de sahip. Zaten görülmeli dediğimiz şeylerin başında da bu mimari güzellikleri geliyor.

Bunun dışında kelimenin tam anlamıyla hoşgörü, toplumsal barış şehri Mardin, cami ve kilisenin yanyana olduğu, solunuzdan ezan sesi gelirken sağınızda kilise çanlarının çaldığı ve herkesin birbine son derece saygılı ve sevgi dolu olduğu bir renkler bütünü. Şimdi sıra bu güzelliği size aktarmaya çalışmaya geldi.

Şehir kendi içerisinde Eski Mardin ve Yeni Mardin olarak ikiye ayrılıyor. Bizim anlatacağımız ve tüm o eski zamanlardan kalan yapılar, kiliseler,medreseler de zaten Eski Mardin’de ve çevresinde yer alıyor.

Mardin’e Ne Zaman Gitmeli?

Mardin’de en çok rağbet gören fotoğraf noktalarından biri. Keşke M harfini tamir etselermiş 🙂

Aslında bu sorunun cevabı bizce çok net.Kesinlikle bahar aylarından birinde, mümkünse ilkbaharda. Karasal iklimi derinden yaşadığından dolayı yazın sizi buharlaşma kıvamına getirebilirken kışın ise adeta buzdan bir heykele dönüşmenize neden olabilir. Bizim gittiğimiz Mart ayının ortalarında hava gerçekten çok güzeldi. Gündüz monta ihtiyaç duymayacak kadar güneş bizi yakarken akşam 5’ten sonra bastıran ani soğukla nerede olduğumuzu hatırlıyorduk. Sabah ile akşam arasında nasıl bu kadar sıcaklık farkı olabilir derseniz sizi, “aman bu bilgileri nerede kullanacağım yeaaa niye ezberliyorum ki şimdi bunları” dediğiniz eski coğrafya derslerinize alalım 🙂 Şaka bir yana Mardin’e bahar aylarında gidiyorsanız gündüz sıcaklığına aldanmayıp yanınıza hırka veya mont almayı sakın unutmayın.

Mardin’e Nasıl Gidilir, Kaç Gün Kalınır?

İstanbul’dan 2 saat, Ankara’dan 1,5 saat bir uçuşla gidebileceğiniz Mardin’e civar illerden otobüslerle de gelenlerin sayısı oldukça fazla. Bu arada ufak bir not, Mardin’de herhangi bir demiryolu bağlantısı bulunmadığından buraya gelmek için en ideal yol havayolunu kullanmak olacaktır.

Mardin için kaç gün yeter sorusunun cevabı ise aslında çemberi ne kadar geniş tuttuğunuza bağlı. Şayet Midyat, Hasankeyf gibi Mardin’den uzaklaşılması gereken rotalar da gezi planınıza dahilse minimum 3 gün; yok ben sadece Mardin’in içini ve bir de yakın yerleri gezeceğim derseniz de havanın saat 5 gibi kararmaya başlaması, müze,medrese gibi yerlerin erken kapanması sebebiyle 1 güne sığdıramayacağınız için 2 tam gün yeterli olacaktır. Yani aslında çok ideal bir hem gurme hem de turistik bir hafta sonu rotası. 

Mardin’de Konaklama

Mardius Konağının Mezopotamya manzaralı kahve köşesi.

Yazının başında belirttiğimiz gibi Mardin’de gezip göreceğiniz tüm o tarihi ve turistik yerler adından da anlaşılacağı üzere Eski Mardin’de toplanmış durumda. Dolayısıyla Mardin’e gelmişseniz, bu ruhu yaşayabilmek ve tabi gezerken rahat edebilmeniz adına bizce mutlaka Eski Mardin’de ve hatta mümkünse bir konak otelde kalmalısınız.

Biz “Mardius Tarihi Konak”ta kaldık. Hem tarihi atmosferi hem de hizmet,yemek kalitesi açısından çok çok memnun kaldık. Hatta Mardin hakkında daha önce duymadığımız pek çok bilgiyi de yörenin yerlisi olan otel çalışanlarından öğrendik.

Mardin Havalimanından Şehir Merkezine Ulaşım

Mardin Havalimanı ile Eski Mardin arası yaklaşık 25 km. Merkeze inmek için pek çok seçeneğiniz mevcut. Havalimanının giriş kapısı önünden kalkan otobüs ve dolmuşları 3,5 TL karşılığında kullanabileceğiniz gibi taksi ile de ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Şayet taksiyi seçecek olursanız yaklaşık 55-60 TL arası bir tutar ödüyorsunuz. Bunun dışında Mardin’in dışını gezecekseniz bir araca ihtiyacınız olacak demektir ki; eğer aracınızı havalimanından kiralar ya da oradan teslim alırsanız şehir merkezine de kiraladığınız bu araç ile gidebilirsiniz.

Son bir seçenek var ki o da konakladığınız otelden transfer istemek. Biz de bu son seçeneği tercih edenlerdeniz. Hatta transfer esnasında ufak çaplı bir şaşkınlık yaşamıştık ki hikayesini hemen bir alt başlıkta anlattık.

Mardin Şehir İçi Ulaşım

Eski Mardin’in ana caddesi olan 1.Cadde dışında ara sokaklara araç girişi mümkün değil. Tüm yollar merdivenli ve daracık. Dolayısıyla Mardinliler ara sokaklarda ulaşım,yük taşıma vb şeyler için çareyi katırlarda bulmuşlar. Evet evet yanlış duymadınız Eski Mardin’de katırlar hala aktif bir şekilde kullanılmakta ve bu da şehre ayrı bir hava katmakta.

Biz de havalimanından otelimize gitmek için araca bindiğimizde tüm yolculuğu araçla tamamlayacağımızı sanmıştık. Sonra görevliler, 1.cadde’ye kadar araçla gelip,kalan mesafeyi yürüyeceğimizi söylediklerinde ilk aklımıza gelen valizlerimizin konağa nasıl geleceğiydi.Cevabı almaya vakit bulamadan araç durdu,indik ve karşımızda güzel mi güzel gözlü, olanca sevimliliğiyle bize bakan bir katır duruyordu. Bize valizlerimizin katıra yükleneceğini ve konağa ulaştırılacağını söylediler. Tabi bizde epey bir şaşkınlık yarattı bu. Ne yalan söyleyelim kalan yol boyu valiz ağır mıydı,katırın taşıyabileceğinden fazla mı yük oldu diye düşünüp durduk 🙂

Hatta size bir başka hikaye daha anlatalım  ki bu bizde daha büyük bir şaşkınlık yaratmıştı. Mardin’in güzelim merdivenlerinden fotoğraf çekmeye çalışırken yine arkamızda bir tatlı eşek belirdi ki Anıl’dan fotoğraflamasını rica ettim. Ancak yanındaki görevli çok net bir şekilde fotoğraf çekmemizin yasak olduğunu, katırın belediyeye ait olduğunu söyledi. Biz de “nedir o belediyeye ait olan?” diye sorduk haliyle. Aldığımız cevap bizi epey şaşırttı. Eşek belediyenin zimmetindeymiş ve yanındaki kişi de çöp görevlisiymiş. Yani Eski Mardin’de çöpler de katırlarla toplanıyormuş. Sizce de çok ilginç değil mi sevgili okur?

Gelelim Yeni Mardin’e… Yeni Mardinde durum daha farklı. Her yere araçla rahatlıkla girebiliyor; dilediğinizce dolmuş,otobüs ve taksi kullanabiliyorsunuz. 

Mardin Gezi Rehberi – Mutlaka Görmeniz Gerekenler

Mardin 1.Cadde

Burayı gezilecek bir yer kategorisine aldık ancak siz isteseniz de istemeseniz de zaten burada bir şekilde bulunacaksınız. Hatta geziniz boyunca en çok göreceğiniz yer bu cadde olabilir. Neden mi? Çünkü gezip görülecek,alışveriş yapılacak, yemek yenecek hemen her yer bu cadde üzerinde yer alıyor. Bir nevi eski Mardin’in ana caddesi. Dolayısıyla bir kere 1.caddeye gelmişseniz tüm rotalara yakınsınız demektir.

Ulu Camii

Mardin gezinizi planlamak için internette arama yaparken ilk karşınıza çıkacak yer burası olacak. Hani her şehirde bir yapı o şehrin simgesi olur ya işte Ulu Camii de Mardin’in simgesi durumunda. Caminin tarihi çok eskilere dayanıyor. Tam yapım tarihi ve mimarı hakkında net bir bilgi bulunmasa da Artuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak gösteriliyor.

“Anıl güldürme beni cami burası” dedikçe güldüğüm anlardan biri 🙂
Şu kapının önünde benim de artık bir pozum var.

Eski Mardin’in hemen her yerinden minaresini görebileceğiniz ve 1.Cadde üzerinden yürüyerek kısa sürede rahatlıkla ulaşabileceğiniz bu şahane yapının sadece dışını değil, avlusunu da mutlaka gezmelisiniz, gerçekten çok güzel. Avluda bir de çeşme bulunuyor. Bu çeşmenin insanın doğumundan ölümüne kadar olan ömrünü simgelemesi gibi bir de özelliği var. Yani çeşmenin bölümlerinden her biri doğum,çocukluk,gençlik,yaşlılık ve kaçınılmaz sonu anlatıyor. Böyle bakınca oldukça ürpertici ve ilginç değil mi? İşte Mardin’de hemen her yerin böyle mistik bir anlamı var ve her yer açık hava müzesi gibi.

Zinciriye Medresesi

Manzaraya dalıp gitmek…

Sırada ulaşması biraz meşakkatli ve gün sonunda “iyi ki çıkmışım o merdivenleri” diyeceğiniz bir durak, Zinciriye Medresesi var. Evet tahmin edebileceğiniz gibi düz ayak bir yerde değil burası maalesef ve nedeni de zamanında rasathane olarak kullanılması. Ama görülmeyi sonuna kadar hakediyor, ve manzarası inanın yorulduğunuza değecek.

Mardinde hüküm süren son Artuklu Sultanı tarafından 1385 yılında yaptırılmış. 2 katlı olan medrese avlu,cami ve türbeden oluşuyor. Üst katlarında küçük odacıklar yer alıyor ve bu odalar zamanında medresede okuyanlar tarafından kullanılıyormuş. Ayrıca bir ilginç bilgi daha var ki; medrese simetrik bir mimariye sahip. Bunun da nedeni “bu dünyada ne yaparsan ahirette karşılığını bulacaksın” mesajını vermekmiş.

Tarihi Kız Meslek Lisesi

Zinciriye Medresesinden çıktıktan sonraki muhtemel durağınız burası olacak. Çünkü her iki yer de aynı güzergah  üzerinde.(Zinciriye Medresesine giden merdivenlerin hemen solunda) Aslına bakarsanız burayı özel kılan kapısı. Evet evet doğru okudunuz kapısı. Zaten buraya geldiğinizi kapının önünde selfie  çektirmeye çalışan insan kalabalığından da rahatlıkla anlayabiliyorsunuz 🙂 Burayı bu kadar ünlü yapan mükemmel bir taş işçiliğine sahip bir “anıtsal kapı” olması. Ardında ise harika mimariye sahip 2 ayrı bina bulunuyor. Binalardan biri Mardin’de yer alan eğitim-öğretim açısından ilk bina olma özelliğini taşıyor. Günümüzde, bloklardan biri Olgunlaşma Enstitüsü olarak kullanılırken diğeri ise ortaokul olarak hizmet vermekte.

Ha bu arada kapının önünde bekleyen at,papağan gibi hayvanları görürseniz şaşırmayın. Buraya akın eden tursitlerin varlığından dolayı çeşitli aktiviteler geliştirilmiş durumda. Örneğin kanlı canlı 3 sevimli papağanla fotoğraf çektirebilir veya ata binerek kısa bir tur atabilirsiniz 🙂 Bir de şarkı söyleyip dans eden gençler göreceksiniz. O kadar güzel çalıp söylüyorlar ki insanın ritimlerine kapılmaması elde değil.

Eski PTT Binası

Mardin’in bizce en orijinal yerlerinden biri burası.

Eveeet bir diğer “Ne PTT’si Ron? Sen de şaşırdın iyice!” binası daha. Biz şaşırmadık ama aşağıdaki fotoğrafların PTT’ye ait olduğunu öğrenince sizin şaşıracağınıza eminiz 🙂 Buranın tarihi taa 1890 yılına dayanıyor. Şatana Ailesi Evi olarak da adlandırılan bu görkemli bina uzunca bir müddet PTT olarak hizmet verse de şu an için boş bir kompleks durumunda ve ne olarak kullanılacağına da henüz karar verilmemiş. Şayet PTT olarak kalsaydı,sırf burayı görmek için gelenler yüzünden çalışanların isyan bayraklarını çekeceklerine şüphe yok 🙂

Gün batımını en güzel izleyebileceğiniz noktalardan birisi eski PTT binası.

Binanın üst katına çıkarsanız şahane bir Mezopotamya manzarası garanti, bol bol fotoğraf çektirebilirsiniz. Ha bu arada üst kata çıkan merdivenler o kadar otantik ve güzel ki insan kendini klip çekiyormuş havasına sokup, salına salına merdivenlerden çıkarken bulabiliyor 🙂 Son bir bilgi: Üst kata çıktığınızda göreceğiniz minare Şehidiye Camii’ne ait.

Revaklı Çarşı (Sipahiler Çarşısı,Tellallar Çarşısı)

“Revak ne ola ki de çarşıya adını versin?”dediğinizi duyduk ve hemen sizi aydınlatıyoruz. Bizim de gidince öğrendiğimiz üzere revak denilen şey fotoğrafta da görebileceğiniz taç şeklindeki yer. Revakların gerisinde küçük küçük dükkanlar var ve her biri birbirinden tatlı. El emeğiyle yapılan takılardan,bakır ürünlere pek çok şey bulabilirsiniz. Yanlız burada bir dükkan var ki hem içine hem de dışında yer alan duvar ve tavanına asılmış notlarına hayranlıkla bakacaksınız. Göreceğiniz bu notlar Mardin’de yaşayanların kısa hayat hikayelerini anlatıyor ve hepsi numaralandırılmış. Bunun nedeni Mardin küçük bir yer olduğundan hangi hikaye kime ait belli olmasın diyeymiş. Bizi ağlatan hikayeler de oldu, yüzümüzde gülümseme yaratan da. Mutlaka bir kaç hikaye de siz okuyun, ilginizi çekeceğine eminiz. Bu arada çarşı Ulucamii’ye yaklaşık 150 mt mesafede. Bir de çok eski bir tarihinin olduğunu söylememize gerek yok tabi ama biz yine de 17.yy’dan kalma bir çarşı olduğunu belirtelim.

Mardin Müzesi

Mardin’in altında bir Mardin daha var kesinlikle! Henüz gün ışığına çıkmamış veya çıkarılmayı bekleyen onlarca hazineye sahip. Zaten şehirde hala kazı çalışmaları devam ediyor. Hatta Mardin gezimizden 1 hafta önce, 1850 yılında inşaa edilen Hükümet Konağı’nın istinat duvarı çökmüş ve Osmanlı dönemine ait bir mescidin kalıntıları bulunmuş. Hemen çalışmalara başlanmış ve bölge kazı alanı ilan edilmiş. Sıradan gibi gözüken kim bilir kaç yapının altında koca bir tarih yatıyordur artık siz düşünün.

İşte bu tarihe tanıklık edebileceğiniz en güzel yerlerden biri de Mardin Müzesi. Müzede Artuklu, Bizans, Osmanlı, Roma, Asur,Pers gibi uygarlıklara ait buluntular sergileniyor. Yanlız müzeyi ziyaret edecekseniz sabah saatlerini tercih etmenizi öneririz çünkü internet sitesinde yazan saatlere pek güven olmuyor; sonra biz gibi kapıda kalmayın 🙂 Ayrıca Pazartesi günleri kapalı. Müzeye ulaşımınız oldukça kolay, 1.Cadde üzerinde. Müzekartınız varsa ücretsiz, yoksa 6 TL karşılığı ziyaret edebiliyorsunuz.  

Sabancı Kent Müzesi

Mardin Müzesinin yanında biraz sönük kalsa da görülmeye değer yerler listemizin içinde yer alıyor. Aslında sönük kalmak değil de tarzları farklı diyelim. Mardin Müzesinde uygarlıklara ait kalıntılar sergilenirken burada daha çok Mardin’de yaşamı, çok çeşitli kültürlere ev sahipliği yapmasından dolayı bu çok kültürlü yapı anlatılıyor. Bize soracak olursanız vaktiniz kısıtlıysa Mardin Müzesini tercih edin. Ancak hepsine yetecek zamanım var derseniz de burayı es geçmeyin.

Kasımiye Medresesi

Buradan gün batımını izlemek hakikaten çok keyifli.

Mardin’e gidip aşırı havalı bir fotoğraf mı istiyorsunuz? Buyrun sizi gün batımında Kasımiye Medresesi’ne alalım. Mardin’i internette araştırdığınızda ağırlıkla burada çekilen pozlara rastlayacaksınız.. Biz de eksik kalmadık tabiki, yoğunluktan dolayı tek bir kare için oldukça vakit kaybetsek de hiç de pişman değiliz. Özellikle gün batımına denk getirirseniz efsane sonuçlar çıkıyor demedi demeyin 🙂

Gelelim işin asıl güzelliğine; medresenin inşasına Artuklu döneminde başlanmış ve Akkoyunlular döneminde tamamlanmış. 2 katlı olan yapının avlusunda Ulu Camii, Zinciriye Medresesinde de bulunan ve insan ömrünü temsil eden havuzdan bulunuyor. Tabi ülkece burayı dilek havuzuna çevirmişiz ama olsun 🙂 Sadece avlusunu gezebildiğimiz bu medrese Mardin’de bulunan yapıların en büyüklerinden olarak gösteriliyor. Fotoğraf çekeceğiniz o meşhur demir parmaklıklar da avluda yer alıyor. Siz siz olun burayı es geçmeyin, pişman olmayacaksınız.

Deyrulzafaran Manastırı (Mor Hananyo Manastırı)

Ah! Buranın tarihinden, güzelliğinden çok bizde bıraktığı anıları sevdik desek yalan olmaz. Ama biz yine de önce burayı bir anlatalım size. Bildiğiniz gibi Mardin kültürel çeşitlilik açısından muazzam bir yer. Bir yanda ezan sesi duyarken biraz ötesinde kilise çanı duyuyorsunuz. Herkes barış,huzur ve müthiş bir  saygı çerçevesinde yaşamını sürdürüyor. Mardin’de yaşayan hatrı sayılır sayıda Süryani bulunuyor ve Süryanilerin ana ibadet merkezi olarak da bu manastır gösteriliyor.

Manastır eski Mardin’in 4-5 km kadar dışında bulunuyor.(Dolayısıyla bir araç ya da anlaşacağınız taksiyle gitmeniz mantıklı olacaktır.) Adını zamanında etrafında yetişen safran bitkisinden almış. Zaten Deyrulzafaran da “Safran Manastırı” demekmiş. 18.yy’da son halini alan bu yapı güneş tapınağı ve Romalılar tarafından kale olarak kullanılan bir yapı üzerine inşa edilmiş. İçerisinde bulunan kilise,güneş tapınağı,azizler evi ve mezarlık görebileceğiniz yerler arasında.

Deyrulzafaran’dan geriye kalan en en en güzel anımız: Bay Gabriel!

Hala aktif olarak kullanıldığından serbestçe ve her yerini dilediğinizce gezemiyorsunuz. Önce 10 TL (öğrenci 5 TL) karşılığı biletinizi alıyorsunuz ve kuyruğa geçiyorsunuz. Sonrasında da gruplar halinde içeri alınıyorsunuz ve manastırın kendi rehberleri tarafından,belirli bölümlerini gezdiriliyor.

Tabi biz fotoğraf çekimi,video,story çekimi derken grubu kaçırdık.(Tabi şimdi iyi ki kaçırmışız diyoruz.) Hatta 2.grup içeri alınırken biz hala giriş kapısındaydık 🙂 Elimizde kamerayı gören manastır rahiplerinden Bay Gabriel durdurdu bizi ve önce grubu kaçırıp başıboş gezindiğimiz için bizi bir güzel kalayladı. (Tabi olanca tatlılığı ile) sonrasında ise sohbet öylesine aldı yürüdü ki manastır ve Mardin tarihini onun ağzından dinleme fırsatını bulduk. Hatta o da yetmedi kendisiyle fotoğraf bile çektirdik. Normalde yaklaşık 25 dk da gezilebilecek manastırı biz 2 saatte filan tamamlayabildik.

Bize göre Mardin gezinizin olmazsa olmazlar listesinde bu manastır ilk 3’ü rahatlıkla zorlar. Şayet yolunuz düşer de buraya gider ve bay Gabriel’i görürseniz Ron’s Planet’in de selamını iletir misiniz? 🙂

Dara Antik Kenti

Eski Mardin’e 30 km mesafede olan ve Mezopotamya’nın Efes’i olarak bilinen bu antik kent ilk önce alanının büyüklüğü ile bizi şaşırttı. Sonrasındaysa gördüğümüz her yeni şeyde bir kez daha hayran kaldık. Dara, çok büyük bir alana yayılmış durumda ve 11 ana bölüme ayrılıyor. Aslında “şimdilik 11 bölüme ayrılıyor” dememiz daha doğru olur. Çünkü antik kentin şu ana kadar sadece %30’u gün yüzüne çıkartılabilmiş durumda ve kalan kısımları için kazı çalışmaları hala devam ediyor. Bir bölümden diğerine ancak arabayla gidebiliyorsunuz. Buradan da kolaylıkla araziyi ölçekleyebilirsiniz. Öncelikle size Dara’nın 11 bölümünü listeleyip; ardından bizim gidebildiklerimiz hakkında kısa bilgiler verelim.

  • Nekropol
  • Batı Sarnıcı
  • Su Sarnıcı
  • Vaftiz Teknesi
  • Kilise – Zindan Sarnıcı
  • Agora Caddesi
  • Kapılar
  • Köprüler
  • Surlar
  • Türbe
  • Maksem

Biz kısıtlı zamanımızda ancak Nekropol, Batı Sarnıcı, Zindan Sarnıcı ve Maksemi gezebildik ne yazık ki. Sizin de Dara’ya geldiğinizde çok yüksek ihtimal ilk durağınız “Nekropol” yani Mezarlık Alanı olacak. Burada kaya tipi,lahit tipi ve sanduka tipi mezarların örneklerini bulacak hatta henüz çok yeni, 2017 yılında halka açılan ve Nekropol’ün belki de en önemli bölümü olan Büyük Galeri Mezar’ı göreceksiniz. Galeri Mezarda yeniden diriliş inancıyla saklanan 3.000 kişiye ait kemikler bulunuyor. Gördüğünüzde siz de bizim gibi şaşkınlığınızı gizleyemeyeceksiniz.

Sonraki durağımız ise Küçük yani Batı sarnıcı oldu. Sarnıç dediğimiz şey aslında bir şehrin su ihtiyacının karşılanmasını sağlayan yapı demek. Dağlardan gelen su sarnıçlarda depolanarak kanallar vasıtasıyla şehre dağıtılırmış. Bu arada bakmayın adındaki “küçük” kelimesine, kendisini gördüğümüzde bize pek de küçük gelmedi.

Aslında konu sarnıçlara gelmişken önemli bir bilgi de vermek gerekiyor: Yukarıdaki listede yer alan sarnıçların hiçbirinin inşasında inşaat malzemesi kullanılmamış. Dev gibi yapıların duvarlarının tamamı birbirine muntazam olarak geçen oldukça derin taşlarla ve adeta bir puzzle gibi yapılmış. Duvarları görünce hayran olmamak elde değil, gerçekten muazzam bir yapı örneği.

Batı Sarnıcından sonra sıra Maksemde. Maksem kelime anlamı “ana su deposu” demekmiş. Maksemde toplanan su kanallar vasıtasıyla sarnıçlara ve kentteki bazı yapılara dağıtılırmış. Normalde bu su depolarının üstü örtülü olurmuş ancak Dara’nın tarihinin çok eskilere dayanması sebebiyle haliyle bir çatısı kalmamış.

Son durağımız Zindan Sarnıcı ise bizi en etkileyen yerlerden biri oldu. Tavan yüksekliği muazzam. Buranın da sadece birbirine geçme taşlardan yapıldığını öğrenmemizle hayranlığımız biraz daha arttı. İnsan düşünmeden edemiyor gerçekten; böyle bir yapı nasıl inşa edilir? Hem de bu metotla!

Mardin Yeme İçme Rehberi

Açıkçası Gaziantep’ten sonra Mardindeki yeme içme  tatminimiz konusunda tereddütlerimiz vardı. Oysa ne yersiz bir tereddütmüş 🙂 Süryani, Türk ve hatta Arap mutfaklarının harmanlandığı Mardin’de et ağırlıklı beslenmekten yana bir sıkıntınız yok ise asla aç kalmayacağınıza eminiz. Mardin usulü haşlama(İrok) veya kızartma(İkbebet) içli köfte, dobo(pilav ve etli bir yemek),kaburga dolması, künefe,kahiye ve daha bir çok yöresel tat burada sizleri bekliyor.

Yanlız size özellikle anlatmak istediğimiz iki şey var ki şu an bu yazıyı yazarken tadını hatırlamak bile bir mutluluk sebebi oluyor bize 🙂 Bunlardan ilki konakladığımız Mardius otelde tattığımız ve hayatımızda içtiğimiz en güzel çorbalar kategorisinde ilk 3’e rahatlıkla giren Peyran Çorbası.  İsmi Gaziantep’in Beyran Çorbasını andırsa da tatları birbirinden tamamen farklı. Çorbanın ismi eski konak sahiplerinden Tahir ve Peyruze hanımın aşkından ileri geliyormuş. Tahir bey Peyruze hanıma büyük bir aşkla bağlıymış ve ona “Peyranım” diye hitap edermiş. Sonrasında çorbanın adını da bu sebeple Peyran koymaya karar vermişler. Kendi çorbalarının isim hakkını da almaya çalışıyorlarmış. Sadece ve sadece konakta tadabiliyorsunuz çorbayı ve ne yazık ki konak misafiri olmayanlar için yemek servisleri bulunmuyor.

Bir diğer damak çatlatan lezzet de “Kebapçı Yusuf”da bulunuyor. Eski PTT binasının hemen karşısında bulunan bu salaş yerde fıstıklı veya cevizli kebap yiyebiliyorsunuz. Özellikle fıstıklısı bir harika! Mutlaka gittiğinizde uğramanızı tavsiye ediyoruz. Şayet Yusufta yer bulamazsanız hiç üzülmeyin “Kebapçı Rıdo” da yine Mardin’in köklü ve oldukça rağbet gören kebapçılarından ve 1.cadde üzerinde yer alıyor.

Badem şekeri; Mardin’de yemeklerden tatlılara sanırız en çok kullanılan şey badem. Gezimiz boyunca aşağı baksak badem yukarı tırmansak badem şeklinde gezdik durduk. Çok yerde ve yakışır şekilde kullanıyorlar. Ama bademin belki de en güzel hali şeker ilave edilmemiş doğal badem şekeri. Adına “Hayalet Badem Şekeri” deniyor. Lila ile mavi renk arasında bir rengi var. Rengini yapımında kullanılan Lahor adlı bitkinin kökünden elde edilen boyanın kullanılmasından alıyor. Tamamen doğal olduğundan bekledikçe rengi açılıyor; hatta hayalet denmesinin de nedeni buymuş. 1.Cadde üzerinde yürüdüğünüzde hemen her dükkanda size ikram ediyorlar. Ama yetmeyip eve götürmek için de alıyorsunuz tabi 🙂

Gıda boyası olmadan rengini sadece gül yapraklarından alan süt kaymağı şerbeti. Yeme de içinde yüz!

Bir de kahve konusu var Mardin’de: Mırra. Mardin yemekleri biraz ağır olduğu için yemek sonrası hazmı kolaylaştırmak için içiliyormuş. Bize ikram edildiğinde bu denli acı olabileceğini tahmin etmemiştim. Ben normalde kahve ağzıma sürmezken Anıl tam bir kahve düşkünüdür. Benim için içilemeyecek kadar acı gelen kahve Anıl için bile biraz ağır geldi. Kısacası ben hazımsızlığı tercih ediyorum 🙂 Tabi sadece mırra yok Mardin’de. İçimi oldukça yumuşak ve güzel Dibek Kahvesi de yine denemeye değer kahvelerden.

Son olarak Süryani Şarabından da bahsetmemiz gerek. Bildiğiniz gibi Süryani kültüründe şarabın önemi büyük. İşte verdikleri bu önem de oldukça kaliteli şaraplarının üretilmesinin nedenidir aslında. Mezopotamya bölgesinde doğan Süryani Şarabının tadı oldukça güzel. Yine 1.Cadde üzerinde tadım yapıp satın alabileceğiniz mağazalar bulunuyor. Şarap severler kesinlikle kaçırmamalı.

Mardin’de Alışveriş

 Mardin’den gelirken kendinize ya da sevdiklerinize alabileceğiniz şeylerin başında elbette “Telkari” geliyor. Telkari, Mardin’e has bir gümüş işleme sanatı aslında. Gümüş incecik bir tel haline getiriliyor ve bükülüp örülerek kaynak yardımıyla bir araya getirilmesidir. Tamamen ince el işçiliği gerektiren bu sanat oldukça kıymetli. Ancak günümüz şartlarında ne yazık ki Telkari ustalarının nesli tükenmek üzereymiş. Şayet siz de telkari satın almak isterseniz 1.Cadde üzerinde pek çok dükkan bulabilirsiniz.

Hayalet badem şekeri de yine yanınızda getirebileceğiniz şahane seçeneklerden. Ancak doğal olması sebebiyle kısa sürede tüketilmesi gerektiğinden kilolarca almamanızı tavsiye ediyoruz 🙂

Mardin’in olmazsa olmazlarından bakırlar. Özellikle el yapımı bakır ürünlerden satın alırsanız içtiğiniz kahvenin,yaptığınız yemeğin tadının çok başka olacağına eminiz.

Bunların dışında Süryani şarabı ve kahve çeşitleri de yine alabileceğiniz şeylerden bazıları.

Bizim dolu dolu geçen 2 günlük Mardin maceramız bu şekildeydi. Beklentilerimizin çok ötesinde bir gezi oldu bizim için.Yanı başımızdaki bu hazineyi şimdiye kadar keşfetmediğimizden dolayı kendimize çok kızdık.

THY’nin hafta sonu uçuş saatleri çok ideal. Cumartesi sabah erkenden buraya varıp pazar akşam üstü ayrılabiliyorsunuz. Yani dediğimiz gibi hafta sonu için çok ideal bir rota.

Umarız sizin için de aradığınızı bulabildiğiniz bir rehber olmuştur. Herhangi bir sorunuz olması durumunda aşağıda yer alan yorum bölümüne yazabilir, instagram ve youtube kanalımızdan da bizimle iletişime geçebilirsiniz. Bir başka seyahatte görüşmek dileğiyle Ron’s Planet ailesi 🙂

Author

Yorumunuz mu var?!