Bizi en fazla heyecanlandıran ülkelerden biri olan Amerika Batı yakasının iki önemli şehri olan Los Angeles ve San Francisco ile ilgili yazımızın bu ilk bölümünde nereye uçacağınız, ülkeye giriş, nerede kalacağınız, Amerikada araç kiralama ve kullanma gibi temel  konularla ilgili bilgileri vermeye çalıştık. Eğer “bunları ben zaten biliyorum; Los Angeles ‘da nereleri gezeceğiz” derseniz sizi yazının ikinci bölümüne yani buraya alalım.

San Francisco yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz.

Los Angeles Santa Monica beach
Batı yakasının en önemli şehri Los Angeles’daki Santa Monica Beach

Batı yakası, batı kıyı şeridi ya da Pasifik şeridi kavramlarını mutlaka duymuşsunuzdur. Bu tanımlama genel olarak California, Oregon ve Washington eyaletlerini adlandırmak için kullanılır. Ama tabi ki Batı Yakası denilince ilk akla gelen eyalet güneşin, eğlencenin ve teknolojinin merkezi Californiadır. Başlıca şehirleri de Los Angeles ve San Francisco‘ dur.

Eğer ki minimum 1 haftalık bir süreniz yok ise oralara hiç gitmeyin deriz. Zaten 14 saatlik bir uçuş sonrası ne kadar hazırlansanız da yaşayacağınız jetlag ve dönüşteki gün farkını düşünürseniz toplam gün sayınızdan 2 si zaten gitmiş olacak. Coğrafi olarak bölge çok büyük olduğundan şehir içinde trafik olmasa bile bir yerden bir yere gitmek de çok vakit alıyor. Yani öyle 3-4 günde üstesinden gelebilmek pek mümkün değil. Mesela ilk seyahatimizde Los Angeles için ben şöyle bir planlama yapmıştım, gerçekleşen ise oldukça farklıydı;

  • İlk gün sabah 7 de kalkılır, hazırlanılır. Tuğçe’nin bulduğu meşhur kahvaltı mekanına gidilir. En geç 9 da oradan çıkılır, zaten aynı bölgede bulunan Holywood Bulvarına gidilir, bulvar, Chinesee Theather, Madame Tussaud vs öğlene kadar gezilir. Belki bulvardaki alışveriş merkezinde bir şeyler yenilip Victoria’s Secret ve MAC mağazasına uğranır. Oradan çıkıp bir sonraki durak olan Beverly Hills’e geçilir. Ünlü yazısı önünde fotoğraf çekilir, Rodeo Drive gezilir. Oradan da öğleden sonra 3-4 gibi ayrılınıp, Santa Monica Pier‘e gidilir. Tabi ki gün batımını izlemeye, kumsalda dinlenmeye… Akşam 8 den sonra Pier’den çıkılır Santa Monica‘nın ünlü 3th Srteet Promanede’e geçilir. Bir iki turladıktan sonra Cheese Cake Factory de akşam yemeğini yiyip, en geç 10-11 gibi otele dönülür dinlenmek için. Çok olası ve güzel programlanmış gözüküyor değil mi! Gerçekte olan ise Santa Monica’yı bırakın Rodeo Drive’ı gezerken saatin akşam 9 olması ve bizim pertimizin çıkmış olmasıdır. Tabi ki 5-6 gün içerisinde de tüm bölgeyi görmeniz mümkün ancak bu kitabın özetini okumak gibi olacaktır. Döndüğünüzde arkadaşlarınıza tatilde Amerikadaydım dersiniz ama anlatacak bir hikayeniz olmaz. Çünkü gerçekten yapacak ve görecek çok şey var ve gerçekçi olmak gerekirse 4-5 günde bunu yapmak imkansız.

Nereye Uçmalıyım, Seyahate Nereden Başlamalıyım?

Bölgeyi ziyaret etme planınız varsa uçabileceğiniz iki şehir var; İstanbul’dan direk olarak  ya Los Angeles ’a ya da San Francisco’ya uçabilirsiniz. Uçuş aşağı yukarı 13 saat sürüyor. İki şehir birbirine kara yoluyla 6 saat uzaklıkta. Eğer bilet kombinasyonu maliyetli olmaz ise gidiş gelişi karışık yapmanızı tavsiye ederiz. Yani gidiş IST-SFO ve dönüş LAX-IST veya IST-LAX ve SFO-IST. Böylece rotanızı daha verimli bir şekilde oluşturup başladığınız şehre dönüş zahmetinden kurtulursunuz.

 

Bu rotada THY ile uçuyorsanız – ki aktarmalı olarak gitmiyorsanız başka bir seçeneğiniz yok – Boeing 777 ile seyahat edeceksiniz demektir. Dışarıdan ne kadar büyük gözükse de iç hatlardaki Airbusları aratan bir koltuk aralığı vardır. Hayatımızın en kötü kararlarından biri olarak, 14 saatlik bir uçuşa ekonomi sınıfı bilet alıp bir de üstüne orta ve pencere kenarından koltuk seçmiştik. Uçuşun ilk dakikasından itibaren votka içmeye başlayıp, otuzuncu dakikasında uyuyakalan Rus yolcunun uçuşun altıncı saatine kadar uyanmamasıyla, tutulan boyunlarımız ve sancılar giren dizlerimiz yüzünden çok kötü bir 14 saat geçirmiştik.

İpucu burada geliyor. Uçağın arkalarından pencere ve koridor olarak koltuk seçip ortanın boş kalmasını sağlayabilirsiniz. Bu şekilde sırayla rahat rahat uyuyabilirsiniz. Uçak check-in sırasında ilk sıralardan başlayarak doldurulur, kendi check-in ini yapan biri de gidip kesinlikle orta bir koltuğu seçmeyecektir. Böylece eğer uçak tam dolu değilse orta koltuk size kalacaktır. (Keşke uçuşu öncesi haberimiz olsaydı 🙂 )  Bir diğer ipucu ise miller ile business bilet almak veya ekonomi biletini businessa yükseltmektir. İlk okyanus ötesi bu uçuşu tecrübe ettikten sonra artık 8-10 saat üzeri uçuşları hep business sınıfında uçuyoruz. Tabi ki binlerce lira vermiyoruz. Ekonomi bilet tutarından daha fazla ödemeden business uçmak pek tabi mümkün. Bu konuyla ilgili ayrı bir yazı yazıyor olacağız.

Saat Farkı ve Jetlag

Los Angeles ile aramızda 10 saatlik bir zaman farkı bulunduğundan bindiğiniz saatten teknik olarak 2 saat sonra inmiş olacaksınız. Yani giderken yol zamanından büyük bir tasarruf söz konusu. Tabi bu aynı zamanda indiğiniz saatin aslında sizin uyku zamanınız olduğu da anlamına geliyor. İlk Amerika seyahatimizde gitmeden bir kaç gün önce uyku düzenini Amerika saat dilimine uydurmak için mümkün olan en geç saatte yatmaya çalışıyorduk. Ancak gelin görün ki bünye öyle hemen adapte olamıyor.

Havaalanından çıktığımızda saat akşam 5 civarıydı. (THY ile giderseniz sizin de aynı olacaktır.) Kiralık aracı alıp otele giderken trafik ışıklarında uyuya kalmıştım. Amerika’ya gelmek veya ne zamandır beklenen bir tatil olduğu bünyenin umurunda değildi. Biyolojik saati gereği olarak tek isteği kendini yumuşacık yatağın kollarına bırakmaktı 🙂 İnanılamayacak bir şekilde göz kapaklarımı kaldıramıyordum. Tabi bunda geçirdiğimiz kötü bir uçuşun payı yüksekti. Ertesi gün aynı şey başımıza gelmesin diye yataktan mümkün olduğunca geç çıkıp, gündüz otele gelip bir iki saat kestirmiştik. Kesinlikle faydası oldu, sonraki gün de yaptık ve üçüncü günün sonunda artık vücut tamamen adapte olmuştu. Bazı insanların -ne şanslılar ki- başlarına hiç gelmiyor. Uzmanların dediğine göre ne kadar düzenli ve alışkanlıklardan oluşan bir hayatınız var ise o kadar Jetlag olma riskiniz varmış.

Bizim tavsiyemiz uçağa bindiğinizde kesinlikle fazla alkol ve kafein almayın, ağır yemeyin. Uçuşun ilk 4-5 saatini uyanık geçirin. Film izleyin, bir şeyler okumayın, uykunuz gelmemeli. İnişinize 7-8 saat kalmışken uyumaya çalışın böylece  indiğinizde en azından 6-7 saat rahatlıkla uyanık kalabilesiniz. Uykunuz geldiğinde zaten saat gece yarısı olmuş olacak. Bu ilk kötü deneyim sonrası diğer dört Amerika seyahatimizde bu şekilde yaptık ve inanın sanki Antalya’ya gitmişcesine bünyelerimiz ayak uydurmuştu.

Ülkeye Giriş ve Pasaport İşlemleri

Amerika vizesinin nasıl alınacağıyla ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Vize kısmı tamam ise burada uçaktan indikten sonra sizi neler bekliyor onu kısaca anlatacağız. Öncelikle şunu söylemeliyiz, kapıda sizi sorguya çeken ajanlar yok. Standart gümrük polisi memurları gişelerde duruyor ve İngilizceniz olmasa bile hepsi size ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorlar. Size soracakları en fazla geliş amacınız ve kaç gün kalacağınız. İngilizce bilmiyorsanız da rahat olun, yakınlardaki birinden yardım alıp soruları böyle de cevaplayabilirsiniz.

USA border custom form
Ülkeye giriş formları uçakta dağıtılıyor.

Birinci adım olarak uçakta size dağıtılan yukarıdaki formu doldurun. Her aileden sadece bir kişinin doldurması gerekmekte. Yani anne baba ve çocuktan oluşan bir ailede sadece anne doldursa yeterli oluyor. “Family Name” soyadınız, “Given Name” ise adınız. 15.sorudaki kutucukları ise boş bırakın.

Uçaktan indikten sonra her uluslararası havaalanında olduğu gibi Passports Control veya Baggage Claim yazan işaretleri takip edin. Pasaport alanına geldiğinizde “Visitors” ya da “Non-US Residents” yazan kısma devam edeceksiniz. Burada bankamatik gibi cihazlar göreceksiniz. Bunlara Automated Passport Kiosk deniliyor. Kendiniz fotoğraf çekim ve pasaport tarama işlemlerinizi yaparak uzun bir kuyruktan kurtularak direk pasaport kontrol noktalarına geçebilirsiniz. Eğer ki işlemleriniz sırasında herhangi bir hata ile karşılaşırsanız etrafta size yardım edebilecek veya soru sorabileceğiniz metre kare başına sekiz görevli falan düşüyor. Kontrolden geçtikten sonra artık bavulunuzu alıp maceraya başlamaya hazırsınız.

 

Amerika’da Ulaşım ve Araç Kiralama

Özellikle Los Angelestayken kesinlikle kiralık bir araca ihtiyacınız olacak. Şehir içi ulaşımda metro hatları çok kısıtlı, otobüs kullanabilirsiniz. Ancak şehir çok geniş bir alana yayıldığından ve görmeniz gereken yerlerin arasında mesafe çok olduğundan pek konforlu bir seçenek olmayacaktır; vakit kaybı da cabası.

SFO rental car area
SFO’daki araç kiralama lobisi

Tarihleriniz kesinleşir kesinleşmez online bir şekilde kiralık aracınızı mutlaka rezerve edin. Ne kadar geç kalırsanız kiralama fiyatları da aynı oranda artış gösteriyor. Türk ehliyetiniz ile araç kiralayıp kullanabiliyorsunuz. Alamo, National, Sixt, Dollars, Thrifty hem ekonomik hem de geniş filoya sahip araç şirketlerinden.

Los Angeles Airport car rental shuttles
Los Angeles Havaalanı – Araç kiralama merkezine her firmanın kendine ait otobüsüyle gidiyorsunuz.

Pasaporttan geçip bavulunuzu aldıktan sonra eğer LAX deyseniz “Rental Car Shuttle” , SFO daysanız ise “AirTrain” tabelasını takip edin. Los Angeles havaalanında nereden çıkarsanız çıkın yakınlarınızda mutlaka sizi araç kiralama firmalarının olduğu yere götürecek, her firmanın kendi otobüsüne binebileceğiniz bir durak vardır.

Shuttle araçları tüm hava alanını dolaşıyor o yüzden duraklardan herhangi bir tanesinde bekleyebilirsiniz. Yolculuk maksimum 10 dakika sürüyor. Geldiğinizi firmaların kocaman tabelalarını gördüğünüzde anlıyorsunuz zaten. Gişelerdeki evrak  işlemlerinden sonra görevliler sizi otoparka yönlendiriyor. Burada kiraladığınız sınıftaki araçların olduğu yerden istediğiniz aracı alabilirsiniz. Hepsinin anahtarı üstünde. Otopark çıkışında aracınız üstündeki barkodu görevliye okuttuktan sonra araç size tanımlanmış olacak. Her şey gerçekten çok kolay.

Bu noktada bizim de aklımızdan geçen soruyu sorabilirsiniz. Rezervasyon yaptırdığımız sınıftan farklı sınıfta bir araç alırsak ne oluyor? Önemli olan otoparktan çıkarken barkodu okuttuğunuzda hangi aracın koltuğunda olduğunuz. Yani ben Sedan rezervasyonu yaptım ama anahtarı üstünde olan SUV’lerden birini aldım diyorsanız, mutluluğunuzun dönüşte faturayı görünce hüsrana dönüşeceğini garanti edebiliriz.

SFO Air Train sign
San Francisco Havaalanı – Araç kiralama merkezine AirTrain ile gidiliyor.

San Francisco havaalanında ise otobüse değil tramvaya binmeniz gerekiyor. Uçaktan International Terminal G de inmiş olacaksınız. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz tabelalar sizi tramvaya çıkartacak. Bindikten sonra 10 dakikalık bir yolculuk sonrası tüm araç kiralama şirketlerinin aynı alanda toplandığı lobiye çıkacaksınız. İşlemlerden sonra ise hemen aşağıdaki otoparktan aracınızı alabilirsiniz. 

Kiralama işi Türkiye’ye göre biraz daha karışık, karşınıza eyaletten eyalete değişen, sigorta ve ekipmanlarla alakalı bir çok seçenek gelecektir. Öncelikle GPS cihazı kiralamanıza kesinlikle ihtiyacınız olmayacak. Amerika’da Apple veya Google Map oldukça güzel iş çıkartıyor. Bir diğer ekstra ise Wifi cihazları. Araç içi ve dışında kullanabileceğiniz, bizdeki Turkcell Vınn tarzı ve günlüğü 15-25 USD arası değişen bataryalı cihazlar var. Ancak biz fiyat kıyaslaması yaptığımızda Türkiye’deki operatörümüzün yurt dışı data kullanımının daha ucuza geldiğini gördük.

 

SFO AirTrain map
San Francisco Havalanı AirTrain haritası – Eğer araç kiralamayacaksanız, şehir merkezine BART yazılı durakta inip trenle gidebilirsiniz.

Araç Kiralarken Bilmeniz Gerekenler

Gelelim sigorta kalemlerine: LDW ve CDW (Los Damage Waiver ve Collision Damage Waiver) seçenekleri mevcut. İkisi de bir çok yerde farklı anlamlara sahip olsalar da aynı kapsamda kullanılıyor. Günlüğü sadece 2-3 USD ye gelen bu sigortayı mutlaka almalısınız. Herhangi bir araç hasarı ve hırsızlık durumunda kendi aracınız için sizin sorumluluğunuzu tamamen sıfıra indirmekte.

Eğer bu sigortanız yok ise araç dönüşü, teslim raporunda gözükmeyen her türlü çizik için bile sizden ücret talep edebilirler. Sözleşmenizde bu kalemin olduğunu gören teslim personeli, aracı kontrol için sizi bekletmeden onay veriyor ve siz teslimden sonra “acaba kredi kartıma ekstra bir şey yansıtırlar mı?” endişesi olmadan ayrılıyorsunuz. Bu arada belirtmemiz lazım; bu sigorta, üçüncü şahıslara verdiğiniz zararları tam anlamıyla kapsamıyor. Böyle bir kapsam istiyorsanız ‘Extended Protection, Supplemental Liability Insurance’ gibi isimleri olan ve günlüğü maalesef 15- 20 dolar civarında olan bir sigorta almanız gerekli. Bu sigortayı aldığınız zaman üçüncü şahıslarda oluşabilecek araç hasarlarından muaf olmakla birlikte sağlıksal giderler de kapsam altına alınmakta ve sizi sıfır maddi yükümlülük altına sokmakta. Ben dikkatli kullanırım başka araca veya yayaya çarpmam diyor veya çarparsam da muafiyet kadar kısmını cepten öderim diyorsanız bunu da atlayabilirsiniz.

Bir de yol yardım konusu var. Maalesef Amerika’daki araç kiralama şirketleri Türkiye’deki gibi size ücretsiz yol yardımı hizmeti sunmuyor, eğer lastiğiniz patlarsa, anahtarı araçta unutursanız veya akünüz biterse bu hizmetler için sizden ayrı ücret talep ediyor. Elbette ki aracı kiralarken yol yardımını günlük olarak satın alabilirsiniz. Biz açıkçası hiçbir zaman bunu almıyoruz. Araçlar zaten 1-2 yıllık olduğundan yolda kalmaları çok zor, olur da lastik patlarsa stepne zaten araçta. Son olarak ‘Personel Accident Insurance’ isimli ferdi kaza sigortası var. Bu da sürücü olarak kaza sonrası oluşabilecek sağlık masraflarınızı veya vefat durumunda vasileri güvence altına almakta. Biz kiralama sözleşmelerimize şimdiye kadar LDW/CDW dışında herhangi bir kalem ekletmedik. Genel olarak trafikte herkes kurallara uyduğundan sürpriz yaşama olasılığınız çok düşük.

Eyaletlerin ücretli geçiş sistemleri

Bizdeki OGS ve HGS gibi Amerika’da da ücretli yol ve köprüler için farklı ödeme seçenekleri mevcut. Ama bizdekinden bir tık daha karışık. Eğer isterseniz kiralama şirketleri size bunları temin edebiliyor. Diğer opsiyonlardan her eyaletin kendi dosyasında bahsedeceğiz.

California’da otoyollarda kullanabileceğiniz ödeme yönteminin adı FasTrak. Fakat burada dikkat etmeniz gereken önemli bir konu var. İster San Francisco’ya inin ister Los Angeles ‘a, ister Vegas’a gidin ister Yosemite’ye bu bölgede Golden Gate’den geçmediğiniz sürece tüm yollar ücretsizdir. Eğer geçmeyi düşünüyorsanız San Francisco Golden Gate ve Northern Bay bölgesi için kiralama şirketinizden mutlaka aracınızın PlatePass özelliğinin olup olmadığını sorgulayın. Bu hizmetin günlük kullanım ücreti var ve fiyatları çok cüzi. Bu sistemde köprüden geçişler otomatik plaka tanımlama sistemiyle yapılmakta.

Bu bölge dışında otoyollar için de FasTrak var ancak buna kesinlikle ihtiyacınız olmayacak. Bazı otoyollarda FastTrak için ayrılmış Express Lane adında şeritler olduğunu göreceksiniz, hangi bölgeden girdiğinize göre ücretlendirme yapılmakta. Eğer FastTrak cihazınız yoksa ve bu şeritlere girdiyseniz kiralama şirketiniz arkadan faturayı gönderip kredi kartınızdan ücreti çekecektir. İş çıkış saatlerine denk gelmediğiniz sürece kesinlikle size bir avantaj sağlamayacaktır. Tabi bir de Alamo’nun TollPass sistemi var. Bu cihaz ile ülke çapında her türlü ücretli yoldan otomatik geçebiliyorsunuz. Ancak dediğimiz gibi California eyaletinde bu tip cihazlara ihtiyacınız olmayacak. 

Los Angeles Fastrak
FasTrak – Ücretli olan şeritlere ihtiyacınız olmayacak.

Amerika’da Araç Kullanımı

Amerika’da araç kullanırken başta oldukça stres yaşamıştım ancak bir iki gün geçip de dinamiklere alıştıktan sonra Türkiye’de araç kullanmaktan daha rahat hale geldi benim için. Öncelikle Türkiye’deki alışkanlıklarınızı bırakın ve fırsatçı davranmayın. 🙂 Bir de kesinlikle gereksiz yere şerit değiştirmeyin.

Dur levhaları gerçekten durmanız içindir. Bir çok dört yol ağzıyla karşılaşacaksınız, buradaki geçiş üstünlüğü ilk gelene aittir. O geçerken ben de yolunu kapatmayacak şekilde yavaş yavaş süzüleyim gideceğim yere gibi bir durum yok. Herkes durur geçiş önceliği olan hareket eder; sonra o gider ve siz gidersiniz.

Trafik ışıkları yolun karşısındadır. Yani ışıklı bir dört yolda durduğunuz zaman sizin ışığınız karşı şeritte yukarıdadır. Kenarlarda ışık aramayın. Çok önemli bir nokta; özellikle sola dönüşlerde kavşağa gelmeden çok önce o şeride geçmeniz gerekli. Sonrasında kimse size yol vermeyeceği gibi şerit değiştirmeye çalışırsanız etrafta polis varsa mutlaka ceza yersiniz. Bir çok dört yolda U yapmak serbest, eğer aksi belirtilmiyorsa rahatlıkla yapabilirsiniz. Şayet U yapmak için sol şeride geçtiniz ancak ışığın yanındaki tabelada aşağıdaki gibi bir işaret gördüyseniz kesinlikle ilerden dönerim diye düşünüp düz gitmeyin. Polis olmasa bile sağ şeritte düz giden araçla ilerde sıkışacaksınızdır. Soldaysanız sola dönmelisiniz.

Los Angeles U turn
U dönüşü yasak
Los Angeles left turn sign
Yeşil yansa dahi sola dönebilmek için karşı yolun boşalmasını beklemelisiniz.

Bir de US’de yaygın olarak göreceğiniz ‘Car Pool’ kavramı var. Bazı otoyollarda en sol şerit iki ve daha fazla yolcu taşıyan araçlara ayrılmıştır. Önemli kavşak öncesi ve sonrasında giriş ve çıkış yapabileceğiniz bu özel şeride hem levhalardan hem de kesik sarı çizgilerden ne zaman giriş ve çıkış yapabileceğinizi anlayabilirsiniz. Eğer ki şehir içi trafiğinden uzak kalmak istiyor ve aynı otoyolda uzun bir süre seyahat edecekseniz bu şeridi kullanabilirsiniz.

Los Angeles ‘da kullanabileceğiniz neredeyse tüm yollar freeway dir. Yani herhangi bir ücret ödemezsiniz. Bir tek San Diego’ya giderken denk gelebileceğiniz ücretli ama opsiyonlu bir yol var. Onu da gişede nakit olarak verebilirsiniz. Kafanızı karıştırabilecek bir diğer konu otoyol çıkışları; birbiri ardına bir kaç çıkış olabiliyor ve yanlış yola girerseniz epey dolaşmanız gerekebilir. Öncelikle tabelaların gösterdiği şeritte gitmeye mutlaka özen gösterin. 100 metre kala orta veya sol şeritten sağdaki çıkışa girmeye kalkarsanız emin olun kimse size yol vermeyecektir. Öyle Türkiye’deki gibi ben burnumu sağa sokayım arkadaki mecbur frene basar diye düşünüp aksiyon aramayın.

Los Angeles freeway exit signApple ve Google Map’in çok iyi çalıştığını söylemiştik. Yol ve bölge isimleri size yabancı gelse bile işin püf noktası çıkışların numaralarıdır. Amerika’da her bir otoyol çıkışının bir numarası vardır. Apple navigasyonda hangi numaralı çıkıştan gideceğinizi yazar ve bunu tabelalarda da görürsünüz. Eğer çıkış numaralarına dikkat ederseniz yanlış bir yere girme olasılığınız çok düşük.

Bir diğer Önemli ipucu yakıt alımıyla ilgili. Amerikadaki istasyonlarda pompayı kendiniz kullanıp depoyu dolduruyorsunuz. Nakit ödeyecekseniz markete girip pompa numarasını söylediğinizde pompaya ödediğiniz tutar kadar kredi yüklüyorlar. Eğer kredi kartıyla ödeyeceksiniz pompalardaki pos makinelerini kullanabilirsiniz. Ancak önden ödeme yapmanız gerekmekte. Kartı çektikten sonra sizden zip kodu soracaktır. Kartınız yabancı kart olduğundan Amerika’ya dair gireceğiniz herhangi bir zip kodunu kabul etmeyecektir. 5 adet sıfır girmeniz işi çözecektir.  Sonrasında ise hangi tür yakıt alacağınızı seçiyorsunuz ve doluma hazırsınız. Bizim ilk alışta işi çözene kadar baya bir karnımız ağrımıştı. 🙂 Siyah pompa benzin yani gasoline, yeşil de dizeldir.

California’da Nerede Kalmalıyım, Kaç gün gerekli?

California eyaletinde görmeniz gereken 3 büyük şehir var. Los Angeles, San Francisco ve San Diego. Biz ilk seyahatimizde Las Vegas ve Theme Park odaklı yola çıktığımızdan İstanbul’dan Los Angeles ‘a uçarak maceramıza buradan başladık ve San Francisco’yu listeden çıkardık. Zaten eğer ki Los Angeles ‘a indiyseniz, araçla San Francisco’ya gidip gelmek, mesafenin uzak olmasından dolayı çok mantıklı değil. Tabi ki uçakla gidebilirsiniz ama havaalanına gidiş, orada bekleme, iniş vs derken yine en kötü 5-6 saatiniz gidecektir. Açıkçası bir haftadan fazla bir vaktiniz yok ise denkleme San Francisco’yu sokmak sizi çok sıkıştıracaktır. Tabi Las Vegas’ı planınızın bir parçası olarak varsaydığımızda durum böyle. Eğer ki Vegas’a gitmeyecekseniz San Francisco ve Los Angeles için 1 hafta ideal. Peki hangisini seçersiniz diye soracak olursanız, San Francisco’ya kıyasla biz kesinlikle Las Vegas deriz.

Konuyu şöyle toplayabiliriz:

4 Güne kadar – Los Angeles

5-7 Gün Arası – Los Angeles – Las Vegas

7-10 Gün Arası – Los Angeles – Las Vegas – San Francisco

10-15 Gün Arası – Los Angeles – San Dieago – Las Vegas – Yosemite – San Francisco

Bölgeyi ikici kez ziyaret ettiğimizde ise San Francisco’ya inip Yosemite üzerinden Vegas’a gidip ordan Los Angeles ve tekrar San Francisco yaptık. 10 günden fazla bir vaktiniz varsa bu rota kesinlikle harika. Devam eden yazılarımızda bölge bölge yapılacaklara ilişkin tavsiyelerimizi okuyarak size kaç gün gerektiğini hesaplayabilirsiniz. 

Şimdi sıra geldi bizim Los Angeles ’da mutlaka görülmesi ve yapılması gerekenler listemize. Böylece siz de Los Angeles ‘da ne kadar gün gerektiğiyle ilgili fikir edinebilirsiniz. Yazının devamına buradan gidebilirsiniz.

 

Author

2 Comments

  1. Merhaba biz los angelesda araç kiralayıp san Francisco da aracı teslim etmek istiyoruz. siz şehirler arası araç kiralamayı nasıl yaptınız ?

    • Ron's Planet Reply

      Merhabalar, Biz iki seyahatimizde de aracı aldığımız yerde teslim etmiştik. Ancak tüm ulusal firmaların National, Sixt, Alamo gibi sizin istediğiniz şekilde de opsiyonları mevcut. Ancak bu şekilde fiyatlar bir tık daha yükseliyor.

Yorumunuz mu var?!